HİMMET (MANEVİ TASARRUF)
Himmet, Yüce Allah’ın sevdiklerine ikram ettiği özel rahmetidir. Mürşid-i kamil,Yüce Allah’ın halifesidir; Yer yüzünde en mühim görevi üstlenmiş muttaki dostudur.

Yüce Allah bu dostlarına verdiği görev kadar destek de vermektedir. Allah dostlarına verilen bu yetki ve müjdeler şu ayet-i kerimede özetle ifade edilmiştir.

“Bilesiniz ki,Allah dostlarına hiçbir korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Onlar için dünya hayatında ve ahret hayatında nice müjdeler(keramet ve güzel haller) vardır.” Yunus10/62-64.

Büyük arif Gazali(k.s), Yüce Allah’ın gerçek takvaya eren dostlarına kırk çeşit keramet verdiğini, bunların yirmisini dünyada bahşettiğini, Yirmisini de ahirette vereceğini belirtmiştir. Dünyada verdiği keramet ve destekler içinde şunları da saymıştır.

Yüce Allah , muttaki dostlarını, sever,onları Yüce katında özel olarak zikreder,meleklerine över. Bu ne büyük bir ikram ve şereftir.

Yüce Allah, dostunu özel himayesine alır; onun bütün işlerine kefil olur. Onu düşmanlarından korur. Onun gönlünü yüce marifeti ve muhabbetiyle zengin eder. Onun Allah’tan başka bir derdi olmaz.

Yüce Allah, dostlarına bir heybet verir; onu görenler kendisine boyun büker, hürmet eder, tevazu gösterir.

Yüce Allah dostlarını gönüllere sevdirir; bütün müminler onu sever, kendisini hürmetle anar.

Yüce Allah, dostlarını bütün aleme rahmet ve bereket vesile yapar. Onun her sözü, her işi bereketlidir. Onun bastığı topraklar, gezdiği yerler, gördüğü insanlar, kendisiyle bereketlenir,feyizlenir.

Yüce Allah, yeri, karayı, havayı, denizi, hayvanları, dostunun emrine verir. O bunları dilediği zaman istediği gibi kullanır.

Yüce Allah yerin hazinelerini dostunun önüne açar, eline verir. Ancak o,bütün bunları gizli bir tuzak görür; hepsinden Allah’a sığınır; Allah’tan sadece O’nun sevgisini ve rızasını ister. Bu tür keramet ve nimetlere takılıp yüce sevgilisinden kopmaz.

Bir gün haseni basri ve rabiatül adeviye karşılaşırlar: ve

Hasen-i basri(k.s) cübbesini çıkarıp suyun üzerine yayıp ve üzerine oturur.

Hz Rabia da seccadesini hava boşluğuna yayıp üzerine çıkar. Ve şöyle der ya hasan senin yaptığını balıklar yapar. Benim yaptığımı da kuşlar yapar. Asıl keramet Allah bizden razımı değil mi o önemlidir.

Allah dostları hep Allah rızası için çalışırlar. Keramete aldanmazlar.
Yüce Allah, dostlarının duasını kabul eder. Onlar ne isterse verir. Bir işte şefaatçi olurlarsa, dileklerini geri çevirmez. Bütün bunlar Yüce Allah’ın dünyada iken dostlarına verdiği keramet ve yetkilerdir. Bir de ahirete verecekleri vardır ki, onların birincisi meleklerin teşrifatı ve selamı ile hoş bir halde ruhlarını teslim etmektedir.
İşte dünyada muttakilere imam yapılan kâmil mürşidler, bu tür yetki ve tasarrufa sahip yapılmışlardır. Onlara verilen bu yetkileri verilen şu meşhur kudsi hadis çok güzel özetlemektedir.

‘Kim benim velilerimden birisine düşmanlık yaparsa, ben ona karşı harp açarım/ ondan dostumun intikamını alırım.
Bir kulum farz kıldığım amelleri yaparak bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri ile de devamlı bana yaklaşır. Nihayet onu severim.
Ben bir kulumu sevdiğim zaman, (kendisine vereceğim özel nurum ile) onun işiten kulağı, konuşan dili, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, anlayan kalbi olurum. O artık benimle konuşur, benimle görür benimle tutar, benimle yürür, benimle anlar. Benden bir şey isterse istediğimi veririm; bana sığınırsa kendisini korurum.’

Büyük müfessir İmam Fahruddin Razi (rah), bu hadis-i kudsiyi velilere verilen kerametin en güzel bir delili olarak görür ve şu açıklamayı yapar:

“bir insan samimiyetle yüce Allah’a kulluğa devam ederse, Allah’ın: “onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olurum” buyurduğu bir makama yükselir. Yüce Allah’ın sevdiği kuluna ikram ettiği celal nuru, onda bir kulak olunca, o, yakını gördüğü gibi, uzağı da görür. Yine Allah’ın celal nuru bir kulda el olunca, o kul, zora, kolaya, yanındakine, uzaktakine, çok şeye gücü yeter.” (Bkz:razi, mefatihu’l-gayb)

HİMMET, İLAHİ KADERE BAĞLI BİR RAHMETTİR

Mürşid-i kamil, ilahi takdire teslim olmayı en büyük amel görür; bunu için ilahi hükme tabi olur. O, bütün faydanın ve zararın, iman ve hidayetin, rahmet ve azabın, tatlının ve acının yüce Allah’ın elinde olduğunu bilir; devamlı O’na yönelir; O’na güvenir. Asıl veren Allah’tır; kamil veli, kula verilen rahmet, feyiz ve muhabbet için vasıtadır.

Yüce Allah, dünya aleminde rahmetini ve nimetlerini kulları eliyle ulaştırmayı sevmektedir. Bunun için melekleri, peygamberleri,velileri ve diğer sebepleri yaratmıştır.

Himmet bir keramet çeşididir. Yüce Allah’ın dostlarına bir ikramı olan keramet, ilahi kudretin tecellisidir. Yüce Allah, peygamberlerini(a.s) bir çok mucize ile desteklediği gibi; irşatla görevli velilerini de özel yetkilerle donatıp desteklemiştir.

Keramet haktır, vardır ve vakidir. Keramet, ikiye ayrılır. Birisi, zahiri alemdeki maddi işlerde olur.bunun çeşitleri çoktur. Diğeri, manevi keramettir; mana aleminde zuhur eder, kalp, gönül ve ruh üzerinde gerçekleşir. Veli için, havada uçmak, ateşi yutmak, bir anda dünyayı gezip dolaşmak gibi maddi kerametler şart değildir. Ancak manevi kerametin her velide bulunması şarttır.

Büyük ariflerden şeyhu’l-islam Ahmed cami Hz.lerinin huzuruna bir Türkmen beyi geldi. Yanında ailesi de vardı. Kadının elinde son derece güzel yüzlü bir çocuk bulunuyordu. Çocuğun iki gözü de kördü. Anne-baba büyük bir ızdırap içindeydiler. Üzüntü ile Ahmed cami Hz.lerine yaklaştılar ve:

“Efendim! Bu bizim tek oğlumuz; her şeyi güzel, fakat iki gözü görmüyor. Dünyayı gezdik, pek çok doktora gittik, bir çare bulamadık. Dua edecek bir çok veliye ve ulu kişiye gittik, fakat sonuç alamadık. Bizim malımız çoktur; bu yolda hepsini feda etmeye hazırız. Sizin dualarınızın Allah katında kabul edildiğini işittik; kapınıza geldik. Lütfen şu oğlumuza bir nazar ve dua ediniz de gözleri açılsın; bütün malımızı size hediye edelim. Eğer sizde himmet etmeseniz, biz kendimizi yerden yere vurup helak olacağız. Bizi boş çevirmeyin!” diye yalvarmaya başladılar. Ulu veli böyle bir istek karşısında irkildi. Çünkü kendisinden mucize gibi bir şey isteniyordu. Bunu edebe aykırı buldu ve onlara:

“bu ne acaib bir istek! Körlerin gözlerini açmak Hz. İsa peygamberin (a.s) mucizesidir. Ahmed cami kim oluyor ki ondan bu işi istiyorsunuz? Dedi ve yavaş yavaş oradan uzaklaştı. O sırada Türkmen beyi ile hanımı kendilerini yere atıp hıçkırarak ağlamaya başladılar. İşte o anda Ahmad cami Hz.lerinin kalbine ilahi bir varidat ve nur hücum etti; içinde bir ses yankılandı, hazret kendisini tutamadı, iradesi dışında dilinden:

Biz yaparız, o değil” sözleri döküldü.

Yanında bulunanlar bu sözü işittiler. Ahmed Cami birden geri döndü; çocuğun yanına gitti, iki baş parmağını küçük yavrunun gözlerine dayadı ve: “ Allah’ın izniyle aç gözlerini ve gör! Diye seslendi.

Ellerini çekti, çocuk ışıl ışıl görmeye başladı. Herkes dehşet içinde kalmıştı. Anne-babası çocuğa sarılıp ağlamaya başladılar ve izin alıp sevinç göz yaşları içinde oradan ayrıldılar. Orada bulunanlar Ahmed cami Hz.lerine:

-Efendimiz! Önce: ‘ahmed kim oluyor ki bu işi yapsın’ dediniz, sonra da: “biz yaparız, o değil’ buyurdunuz. Bu sözlerin manası ne idi? Diye sordular; hazret şu cevabı verdi:

İkinci söz bana ait değildi; o kalbime ilham edildi, sırrıma indirildi. O rabbime ait bir ilhamdı. Bana:

“ ölüleri İsa mı diriltir, körlerin gözünü İsa mı açar, dilsizlerin dilini İsa mı çözer? Onların hepsini biz yaparız!” dendi. Sonra da:

“geri dön, biz o çocuğun gözünün açılması için seni vasıta yaptık” buyruldu. Bu mana kalbime öyle tesir etti ki iradem dışında dilimden döküldü. O söz ve iş Cenab-ı hak’tan geldi; Ahmed’in elinde zuhur etti, nefesinde gözüktü.”
S.hakim (k.s) şöyle buyurdu:
“İnsanın başında her şeyi gösteren bir ustası olursa çabuk olgunlaşır, çabuk sanat öğrenir, çabuk ustalaşır,artık onun bir ustası vardır.”

Bu tarikat-i Nakşi de mürit tarikat alıp Nakşi olunca Rabbü’l- alemin, şeyhinin bir ervahını yaratır. O ervah Allah’ın izni ile daima onunla beraber olur.

Bir seferinde şeyh Abdülhalik-ı Gücdavani(k.s) hazretlerine birisi gelip, akşam iftara lütfen bize buyurun, diye davette bulunmuş. Ramazan ayında imiş. Şeyh daveti kabul etmiş, olur gelirim, diye söz vermiş. Daha sonra dört-beş kişi daha gelmiş, davet etmişler. Onlara da olur, gelirim, diye söz vermiş. Akşam iftar zamanı olmuş her beş evde de aynı saat ve aynı dakikada iftarda bulunup yemeklerini yemiş, bunları yaratmaya Allah kadirdir. Nitekim bir ayeti kerimede şöyle buyruluyor: “istediğini aziz kılarsın.” (ali imran:26)

Allah (c.c) cümlemizden, Sadatın, himmetini üzerimizden kaldırmasın. Amin..

Gelen Aramalar: Manevi mesajlar,manevi anlamlı sözler,manevi aşk mesajları,manevi destek sözleri

Dini Makaleler, Dini Sözler - Kategorisine isimli kullanıcı Şubat 1, 2012 Tarihinde ekledi.


Yorum yok“Manevi Yardım”

www.Dinisozler.com

İsim
(Lütfen Gerçek isim)
Email:
(Kimse göremez)
Website:
(Yoksa Boş bırakınız.)
Yorum Kutusu:
YASAL UYARI: Saygı değer üyelerimiz ve Ziyaretçilerimiz; Sitemizdeki konulara yorum eklerken lütfen sevgi ve saygı çerçevesinde bir anlayışla yola çıkalım. Tekrar ve tekrar bu çerçeveyi bozanlar olur ise, sitemizden uzaklaştırılacaktır. Site yönetiminden şikayetiniz, istekleriniz veyahut önerileriniz var ise, Lütfen İletişim bölümünden bizimle irtibata giriniz. Saygılarımızla; Dinisozler.com Yönetimi.

D¨¹ğ¨¹n Fotoğrafçısı medyum ask buyusu evlilik buyusu