Geylani Hazretleri
Çarşamba, Aralık 3rd, 2008->
Sitemizin ziyaretçilerinden Serap Hanımın yolladığı bir yazı…
Geylânî Hazretleri’ne bir müddet hizmette bulunmuş olan bir talebe bir ara zihninden bazı nefsi arzular geçirir, dünyevi isteklerde bulunur. Üstadının kendisini ihmal ettiğini, lâyık olduğu makama terfi ettirmediğini kabul eder. Bir gün yine medresenin mutfağında hem kabak soyup, hem de aynı düşünce ve arzuları zihninden geçirirken Hindistan’dan bir hey’etin geldiğini duyar. Güya hey’et Hazret-i Gavs’a şöyle istirhamda bulunur:
Efendi Hazretleri, valimiz vefat etti, bir vali gönderin, bizi idare etsin. Hazret-i Gavs hemen kendisini çağırır: -Seni Hindistan’a vali olarak göndersem kabul eder misin? -Ne demek efendim, siz emredersiniz de kabul etmez olur muyum? -Ancak, çok mühim bir şartım var, o şarta ne dersin? Orada vali olarak bulunduğun müddetçe kazandığın dünyalığa ortak olacağım. Yarısı senin, yarısı da benim. Gelen hediyeleri böylece ikiye taksim edeceğiz. -Hay hay efendim, dünya malının da sözü mü olur? Siz sadece fakiri vali olarak gönderin yeter. Gerisi konuşmaya bile değmez. -Tamam. Kazandığını ortadan bölmek şartıyla seni Hindistan’a vali olarak tayin ediyorum. Haydi, buyur, gelen hey’etle birlikte yola çık. Ve hey’etle birlikte gider, valilik makamına büyük bir zevkle oturur, derin arzularla işe başlar. Hem valilik maaşı, hem de çevreden gönderilen çeşitli hediyelerle kısa zamanda bir hayli zenginleşir, hattâ odasının birini de hediyelere tahsis etmek zorunda kalır. Aradan bir müddet geçer. Şehre bir haber yayılır: -Geylâni Hazretleri geliyormuş, vali beyi ziyaret edip dönecekmiş. Hemen şehrin dışına çıkar, üstadını karşılar, evinde bir müddet misafir ettikten sonra dönüş zamanı gelir. Geylânî Hazretleri hazırlık yapmaya başlar. Bu sırada vaktiyle yaptıkları anlaşmayı hatırlatmak ister. Ama vali bey oralara hiç yaklaşmaz. Nihayet şehrin kenarına çıkarlar. Ayrılmak üzere iken Geylânî Hazretleri hatırlatmaya mecbur olur: (more…)
