<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>DiniSozler.Com, Ramazan, Oruç, Dini Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.dinisozler.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dinisozler.com</link>
	<description>Dini Sözler, Dini Bilgiler, İslamiyet Hakkında Genel Bilgiler</description>
	<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 21:19:09 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>İslamiyet&#8217;in Irkçılığa Bakışı</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/islamiyetin-irkciliga-bakisi/</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/islamiyetin-irkciliga-bakisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 21:19:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[


 Irkçılığı men eden âyet-i kerime: “Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.” (Hucurat suresi, 13)
Aynı surede şöyle buyulur: “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”
Allah ne Türkleri, ne Arapları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5153170104750353";
/* 250x250, oluşturulma 10.10.2008 */
google_ad_slot = "5123809050";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p>Irkçılığı men eden âyet-i kerime: “<span style="font-weight: bold;">Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.</span>” (<span style="font-style: italic;">Hucurat suresi, 13</span>)</p>
<p>Aynı surede şöyle buyulur: “<span style="font-weight: bold;">Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.</span>”</p>
<p>Allah ne Türkleri, ne Arapları, ne Kürtleri değil, ancak, müminleri birbiriyle kardeş ediyor. İslâm’a göre, mümin olmayan bir insan, mümin babasına varis olamıyor. İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.<span id="more-44"></span></p>
<p>“Kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemeyen (kâmil) mümin olamaz.” buyuran Allah Resulü (asm.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda bize yol gösteriyor.</p>
<p>Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: “Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.” Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, kardeşliğe çevirin.<br />
<span class="fullpost"><br />
Evet, Kuran’ın hükmüne göre müminler kardeş. Hepsi bir tek aile. Tek cephe. Onların arasına ayrılık sokanlar ise bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış oluyorlar.</p>
<p>Hud Sûresinden ulvî bir ders: Nuh (as.) tufan hâdisesinde, “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir. (benim ehlimdendir)” dediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir: “Ey Nuh o senin ailenden (ehlinden) değildir.” Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor. Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir Allah kelâmı:</p>
<p>“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.”<br />
(Tevbe suresi, 23)</p>
<p>Bu ayet, “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun ve derin şuurun bir başka ifadesidir.</p>
<p>İnanmayan babanız sizin dostunuz değil, inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil.<br />
Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, zulmetmiştir.<br />
Allah’ın ona bir ihsanı olan sevgi hissini yanlış yerde kullanmış, zulmetmiştir…<br />
Yanlış bir tercihle kendisini Cehenneme sokmaya sebep olmuş, nefsine zulmetmiştir.<br />
Onun sevgi hanesinde küffar, mümine ağır basmış ve o adam bu büyük adaletsizliği işlemekle zalim olmuştur.</p>
<p>‘Maliki yevmiddin’ olan Allah haber veriyor:</p>
<p>“O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. Allah’a kalb-i selim ile gelenler müstesna..”<br />
(Şuara suresi, 88-89)</p>
<p>Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize. Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz. O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak.</p>
<p>O gün tek geçer akçe var: Kalb-i selim. Allah’a teslim olmuş, Onun her emrine ram olmuş temiz ve halis bir kalp. Ondan başkasına bağlanmamış bir gönül. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arap’ta olsun, Acemde olsun makbuldür. Ve Cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzili. Orada her mümine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecek. Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göre. Orada her ırkın ayrı bir makamı yok.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/islamiyetin-irkciliga-bakisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güzele bakmak sevap mıdır?</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/guzele-bakmak-sevap-midir/</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/guzele-bakmak-sevap-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 11:44:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Çok yanlış anlaşılan atasözlerimizden birisi de şudur. Güzele bakmak sevap!
Evet, güzele ve güzelliklere tefekkür için bakmak, tabii ki sevaptır.
Ancak asrımızın bir çeşit fitnesi gereği, buradaki ‘GÜZEL’ kelimesini, namahrem anlamına gelen, açık-saçık ve üryan gezenlere bakmak şeklinde söylendiği zaman, cevap da elbette değişir. O zaman Sevap değil günah olur.
Bu gibi namahremlere bakmak, bakış şekline ve sebebine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://www.cicekansiklopedisi.com/images/cicek_28072008195930.jpg" alt="çiçek" width="251" height="244" /><strong>Çok yanlış anlaşılan atasözlerimizden birisi de şudur. Güzele bakmak sevap!</p>
<p>Evet, güzele ve güzelliklere tefekkür için bakmak, tabii ki sevaptır.</p>
<p>Ancak asrımızın bir çeşit fitnesi gereği, buradaki ‘GÜZEL’ kelimesini, namahrem anlamına gelen, açık-saçık ve üryan gezenlere bakmak şeklinde söylendiği zaman, cevap da elbette değişir. O zaman Sevap değil günah olur.</p>
<p>Bu gibi namahremlere bakmak, bakış şekline ve sebebine göre anlam kazanır.<br />
<span class="fullpost"><br />
1. Yolda yürürken aniden, dekolte bir mahrem gözümüze çarpsa, yüce yaratıcımızın “Gözlerinizi haramdan sakının!” ayetinin tesiri ve tedbiri ile gözlerimizi başka tarafa çevirip, Allah korkusuyla irkilsek ve tövbe etsek, bu bakış sonrası titizlik, kişiyi günahtan koruduğu gibi, sevap da kazandırır.</p>
<p>2. Aynı namahreme ilk, yani gayri iradî bakış mubahtır.</span></strong></p>
<p><span id="more-43"></span><strong><span class="fullpost"></p>
<p>3. Daha sonraki kasdi bakışlar ise haramdır. Çünkü bu bakışlar, ‘gözlerini haramdan sakının’ ayetinin aksine bir davranıştır.</p>
<p>4. Ayrıca kişiyi tanıma maksadıyla zorunlu bakışlar vardır ki, bu bakışlar da yukarıdaki ayet hatırda tutularak minimum düzeyde kalırsa, mubah olabilir.</p>
<p>“Batılı iyice tasvir (batıl işleri detaylı tasarlama, biçim ve şekillendirerek tarif etmek), safi zihinleri idlâldir”, (temiz zihinleri saptırır.) vecizesine dayanarak, fetva ve fıkıh yönünü konu uzmanlarına bırakıp, tefekkür için bakmak cümlesini biraz açacağız.</p>
<p>“Güzel” denilince aklımıza, tabii ve meşru güzellikler gelmelidir. Namahremler değil…</p>
<p>Tefekkür, bu güzelliklerin arka planındaki anlamları, gizli manaları ve mesajları hesaplayarak düşünmek, o eser veya olay üzerindeki Esma’ül Hüsna tecellilerini irdelemektir.</p>
<p>Bu güzelliklerden bazıları:</p>
<p>• Gül güzeldir, menekşe güzeldir, karanfil, nergis, sümbül, zambak, manolya ve saymakla bitiremeyeceğimiz tüm çiçekler güzeldir.</p>
<p>• Bahar güzeldir, ağaçlar güzeldir, dağlar, ırmaklar, çaylar, şelâleler, denizler, göller ormanlar ve tüm manzaralar güzeldir.</p>
<p>• Hayat güzeldir, sağlık güzeldir, eş, evlat, torun, aile, semtimiz, memleketimiz güzeldir, gece yıldızlar, ay, güneş ve gezgenler ve tüm yaratılmışlar güzeldir.</p>
<p>• Bülbül güzeldir, papağan, kanarya, tavus ve tüm kuşlar güzeldir. Tavşan güzeldir, sincap, kedi, kaplan, penguen, zürafa, ceylan, kelebek, arı, uğur böceği ve tüm hayvanlar güzeldir.</p>
<p>• Kiraz güzeldir, portakal, çilek, karpuz, kayısı, şeftali ve tüm meyveler güzeldir.</p>
<p>• İlâhî nameler güzeldir, Kur’ân, vaaz, nasihat ve sohbet dinlemek güzeldir. Kuş sesleri, şırıl şırıl su ve çağlayan sesleri güzeldir.</p>
<p>• Makro ve mikro âlemler güzeldir, Samanyolu, nebulalar ve tüm kâinat güzeldir.</p>
<p>Atom ve atom altı parçacıklar güzeldir, moleküller, elementler, maddeler, hücreler, dokular, organlar ve tüm insanlar mükemmel yaratılışlarıyla güzeldir…</p>
<p>• Saymak ile bitiremeyeceğimiz bunca güzellik varken, niçin nefsanî güzelliklere takılıyoruz ki? Bunca güzelliklerin üzerindeki, Esma’ül Hüsna tecellilerini sadece bir saat düşünmek, bizlere bir sene boyunca (nafile namaz, oruç, zikir v.s.) ibadet etmiş gibi sevap kazandırırken, nefsanî, malayani, fuzuli güzelliklerle ilgilenmek akıl karı değildir?</p>
<p>*******</p>
<p>SORU: Bu güzelliklere bakıp, Esmâ’ül Hüsna tecellilerini nasıl tefekkür edebiliriz?</p>
<p>Bir papatya çiçeğine, tefekkürle baktığımız zaman:</p>
<p>1.-Çiçeğin renkli kısımlarındaki güzellik, renk uyumu, simetri, “süsleme sanatını” gösterir ve “Müzeyyin” (en güzel süsleyen.) isminin tecellisidir ve O Zatı c.c. haber verir.</p>
<p>2.- Kara topraktaki değişik atom ve elementleri sentez ederek, uygun biçimde dizerek, bitki hücresi haline getiren, pigmentler atarak süslendiren, kokulandıran, o hücreleri de en uygun yerlere oturtup, böyle bir güzelliği yapabilen, bu güzelliği de her mevsim, her kıtada trilyonlarca nüsha olarak sergileyen “Kadir” ismini haykırır&#8230;</p>
<p>3.- Sadece bu çiçeği bile yapabilmek için, her şeyi kuşatmış, mutlak gerekli, sınırsız bir “ilmi” bildirir ve “Alîm” ism-i celilini, tefekkür edenlere tanıtır&#8230;</p>
<p>4.- Bu çiçeğin yapılabilmesi için, önceden tasarımının yapılması şarttır. (..yapay çiçekçileri bir düşününüz..) Madem öyle, bu çiçek bizlere “Musavvir” (en güzel tasvir eden, tasarım yapan) esmasını haber verir&#8230;</p>
<p>5.- Sadece bir çiçek cinsi üzerinde bile inceleme yapsak, hiçbir kusur bulamayız&#8230; Malezya’daki gül ile Kore’deki gül aynı sarmalda ve aynı model. Türkiye’deki papatya ile Çin’deki aynı geometrik yapıda&#8230; Hiçbir kusur yok&#8230; Yani bir “Bâri’i ” (kusursuz yapanı) c.c. haykırır&#8230;</p>
<p>6.- Her bir çiçek, (insan eli ve medeniyet atıkları karışmamak şartı ile) pırıl pırıldır, temizdir. Bir “Kuddûs”’ü c.c. (Tertemizi ve temizleteni) anlatır&#8230;</p>
<p>7.- Bazı çiçekler, birtakım böceklerin, kuşların ve birçok hayvanın rızkı olarak yaratılmıştır. Bu hayvanların rızıklandırılması ve tüm çiçeklerin beslenmesi bir “Rezzâk’ı” c.c. (rızıkları vereni) “Rabb-i Rahîm’i” ( terbiye edeni, besleyip büyüteni ve en merhametli yaratıcıyı) bildirir&#8230;</p>
<p>8.- Birçok çiçeğin, özellikle papatyanın, birçok önemli hastalıklara şifa olduğunu biliyoruz. Bu da bize merhameti sonsuz bir “ŞÂFÎ-İ hakîki”yi söylüyor&#8230;</p>
<p>9.- Her bir çiçeğin, kendi cinsinin ve neslinin devam etmesi için, tohumlarla muhafazası ise “Hafîz-ı hakîki”yi c.c. (gerçekten muhafaza eden zâtı) anlatır&#8230;</p>
<p>Bu dar çerçevede, birkaçını saymaya çalıştığımız tecellileri sizler devam ettirebilirsiniz.</p>
<p>*******</p>
<p>• İşte ‘güzele bakmak sevap’ atasözümüzdeki ‘güzel’de, ‘bakış da’ böyle olursa, elbette ki sevaptır. Buna itiraz yok. Üstelik de öyle çok sevap kazandırır ki, bu güzelliklere, bu tefekkür ile bir saat bakmak, mütalâa etmek ve bunları düşünmek, bir yıllık sürekli nafile ibadet sevabı kazandırıyor.</p>
<p>İşte sizlere orijinal kaynak: Hz.Muhammed s.a.v. müjdesidir. “Tefekkürüm-min sâati, hayrun ibadetüm-minseneh.” “Bir saat tefekkür, bir yıllık (nafile) ibadetten hayırlıdır.” (Bakınız İ.Gazâlî, İhyâu Ul.Dîn. 4/409. El-Heysemî, M.Zevâid. 1/78.)</p>
<p>Meşrû zevkler ve lezzetler keyfe kâfidir, HARAMA GİRMEYE GEREK YOK.</p>
<p>A. Raif Öztürk<br />
Sorularlaislamiyet.com</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/guzele-bakmak-sevap-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ruha eziyet veren dokuz şey</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/ruha-eziyet-veren-dokuz-sey/</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/ruha-eziyet-veren-dokuz-sey/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 23:35:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü müctehit Süfyan es-Sevrî, şu dokuz şeyin ruhun cilâsını azaltıp ona eziyet verdiğini belirtmiştir:
1- Kendi nefsi için duâ edip ana-babası ve mü&#8217;minler için duâ etmemek.
2- Zaman zaman Kur&#8217;an okumaz, ama onu vird (zikir) haline getirip günde yüz âyet okumamak.
3- Kabristanın yanından geçerken ölüler için dua etmemek ve onların ruhuna Fâtiha okumamak.
4- Cuma günü bir şehir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ünlü müctehit Süfyan es-Sevrî, şu dokuz şeyin ruhun cilâsını azaltıp ona eziyet verdiğini belirtmiştir:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">1-</span> Kendi nefsi için duâ edip ana-babası ve mü&#8217;minler için duâ etmemek.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">2-</span> Zaman zaman Kur&#8217;an okumaz, ama onu vird (zikir) haline getirip günde yüz âyet okumamak.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">3-</span> Kabristanın yanından geçerken ölüler için dua etmemek ve onların ruhuna Fâtiha okumamak.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">4-</span> Cuma günü bir şehir ve kasabaya girip, cuma namazı kılmadan ordan ayrılmak.<br />
<span class="fullpost"><br />
<span style="font-weight: bold;">5-</span> Semtlerine gelip yerleşen âlime gitmemek, ondan istifade etmemek.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">6-</span> İki adam biraraya gelip arkadaş olurlar da birbirlerinin ismini öğrenmeden ayrılırlarsa.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">7-</span> Meşru bir ziyafete davet edilip ona gitmemek.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">8-</span> Gençliğini ilim ve ahlâktan uzak tutup tüketmek.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">9-</span> Kendisi tok yattığı halde komşusunun aç yatması..</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/ruha-eziyet-veren-dokuz-sey/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yılbaşı kutlamaları caiz midir?</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/yilbasi-kutlamalari-caiz-midir/</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/yilbasi-kutlamalari-caiz-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 18:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[Yılbaşı kutlamaları caiz midir?

Yılbaşı kutlamaları denilince, eski yılın sona erip yeni bir yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlenceler ve bir takım faaliyetler akla gelmektedir. Ancak yılbaşı eğlenceleri ilk bakışta yeni bir yıla girişin kutlamaları gibi gözükse de bunun Batı dünyasının Noel bayramıyla yakın bir ilgisi bulunmaktadır.
Hıristiyan Batı aleminde miladi takvimin başlangıcına esas olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Yılbaşı kutlamaları caiz midir?</span><br />
</strong></span><br />
Yılbaşı kutlamaları denilince, eski yılın sona erip yeni bir yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlenceler ve bir takım faaliyetler akla gelmektedir. Ancak yılbaşı eğlenceleri ilk bakışta yeni bir yıla girişin kutlamaları gibi gözükse de bunun <span style="color: #ff0000;">Batı dünyasının Noel bayramıyla yakın bir ilgisi</span> bulunmaktadır.</p>
<p>Hıristiyan Batı aleminde miladi takvimin başlangıcına esas olarak Hz. İsâ’nın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan Hıristiyanlar Aralık ayının son haftasını, Hz. İsâ’nın doğumunun arefesini teşkil etmesi bakımından <span style="color: #ff0000;">en önemli dini bayramları olarak </span>kabul etmişlerdir. </span><span id="more-41"></span><br />
<span style="font-size: medium;"><br />
Dolayısıyla bu hafta içerisinde Hıristiyanlar kiliseye giderler, birbirlerini ziyaret ederler ve hediyeleşirler. Dini bir atmosfer ortamı içerisinde geçen Noel bayramı akabinde ise, yeni yıla giriş büyük bir çılgınlık, lüks ve israf içerisinde kutlanır. Binlerce güzel çam ağaçları katledilir.</p>
<p>Bilindiği üzere toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” adı altında düzenlenen eğlence programlarının <span style="color: #ff0000;"><strong>hiçbir kültürel ve geleneksel altyapısı </strong></span>söz konusu değildir. Bu bakımdan Hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamalarının Batı’yı körü körüne <span style="color: #ff0000;"><strong>taklit etmekten</strong> </span>ve Hıristiyan Batı kültürünü İslam ülkelerine<span style="color: #ff0000;"> <strong>ihraç etmekten</strong> </span>öte bir anlamı olmasa gerektir.</p>
<p>Türkiye’de öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili yapılan eleştirilerin ve gösterilen hassasiyetlerin temelinde de <span style="color: #ff0000;"><strong>böyle bir düşünce</strong> </span>yatmaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan Hz. Peygamber’in Müslümanlara başka dini topluluklara göre farklı bir <span style="color: #ff0000;"><strong>kimlik bilinci ve kültürel değerler kazandırmak için</strong> </span>gayret ettiği bir gerçektir. Nitekim, <strong>O’nun saç sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme adabı dahil olmak üzere pek çok konuda tavsiyede bulunduğu</strong> göz önünde bulundurulduğunda ve meseleye bu açıdan bakıldığında yılbaşı kutlamalarınınn sıradan bir kutlama olarak algılanması ve tabi karşılanması<strong> <span style="color: #ff0000;">kanaatimizce doğru olmasa </span></strong>gerektir.</p>
<p>Zira ülkemizde kültürel tahribata, kimlik bunalımına yol açan, yeni yetişen kuşakları kendi <strong>öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp</strong> Batı dünyasının önce hayat tarzına alıştıran, sonra da onların değer ve inanç sistemlerine sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye götüren bu “<strong><span style="color: #3333ff;">yılbaşı kutlamaları, Noel ağacı süslemeleri, Noel baba’nın hediye bırakıp gitmesi”</span> </strong>gibi adetler bir an önce terk edilmelidir.</p>
<p>Bunların yerine <strong>kendi kültür ve değerlerimizden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetlerin üretilmesine ve yerleştirilmesine</strong> yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.</p>
<p>Nitekim Batı dünyasının bu tür gelenekleri yerine biz kendi kültürümüzü, geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi yaşatmaya çalışabiliriz.</p>
<p>Zira; bizim de <span style="color: #cc0000;"><strong>Mevlana&#8217;mız var.. Yunus Emre&#8217;miz var&#8230; Nasreddin hocamız var.. Hacı Bektâşı Veli&#8217;miz var… Ahmet Yesevi&#8217;miz var&#8230; Hacı Bayram Veli&#8217;miz</strong> </span>var&#8230;</p>
<p>Dolayısıyla; Noel babaları onların olsun&#8230; Bizdeki bu değerler bizlere yeter de artar bile.</p>
<p>Bu itibarla; günümüz toplumlarının kültürel değerlerini, itikadi ve ahlaki eğilimlerini, sahip oldukları hayat tarzı, ekonomik yapı, yerleşim ve ulaşım imkanları, iklim ve çevre, eğitim, folklor, örf ve adet gibi ilk bakışta konuyla ilgisiz gözüken <span style="color: #ff0000;">pek çok husus <strong>derinden etkilemektedir</strong></span>. Ve sonuçta mekanizma kendi değerlerini üretmektedir.</p>
<p>Nitekim Avrupa’daki Müslüman-Türk işçilerinin bir kısmının çocukları ve torunlarının Batı dünyasının <strong>kültür ve gelenekleri altında nasıl değiştiği ve giderek o toplumla bütünleşmeye başladığı yakından izlendiğinde,</strong> ülkemize<span style="color: #ff0000;"> <strong>yabancı kültürlerden taşınan veya yabancı toplumlara özenti şeklinde başlayan örf ve adetlere karşı daha duyarlı olunmasının </strong></span><span style="color: #3366ff;"><strong>önemi bir kez daha</strong> </span>ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bunun için alınacak bir diğer önlem de, kendi <strong><span style="color: #ff0000;">kültürel mirasımızdan ve dini anlayış ve heyecanımızdan kaynaklanan öz değerlerimizi </span>daha da iyileştirerek yaşatmaya ve geliştirmeye devam etmek olmalıdır.<br />
</strong><br />
Özetle ifade edecek olursak; <strong>bu tür yılbaşı kutlamalarından sakınmaya çalışmak ve alternatifler üretmek her müslümanın görevleri arasında yer almaktadır diye düşünmekteyiz. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong><br />
(Geniş bilgi için bkz. <span style="color: #3333ff;">Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, II, 488-489</span>, Ank., 2006)</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/yilbasi-kutlamalari-caiz-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
