<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dini Sözler</title>
	<atom:link href="http://www.dinisozler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dinisozler.com</link>
	<description>Aydın Gelecekler İçin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 17:50:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İslam Büyüklerinden Güzel Sözler</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/islam-buyuklerinden-guzel-sozler.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/islam-buyuklerinden-guzel-sozler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 17:50:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Edep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[islami sözler]]></category>
		<category><![CDATA[kısa sözler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=5635</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kişi ne ile ilgilenirse ona muhtaç kılınır.&#8221; Hz. Muhammed &#8220;Kur&#8217;an insanlara pek çok şeyi sembollerle anlatırken; tasavvuf ise baştan sona, serâpa sembol ve mecazdır.&#8221; Ahmed Hulûsi Ümmetimin helâkı şu üçtedir: Asabiyye&#8230; Kaderiye&#8230; birde kitab ve sünnete dayanmayan (boş) rivayet. Hz. Muhammed &#8220;Hakkın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür.&#8221; Muhiddin Arabi &#8220;Müslümanı terk onun kanını akıtmak gibidir.&#8221; Hz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kişi ne ile ilgilenirse ona muhtaç kılınır.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;an insanlara pek çok şeyi sembollerle anlatırken; tasavvuf ise baştan sona, serâpa sembol ve mecazdır.&#8221;</p>
<p>Ahmed Hulûsi</p>
<p>Ümmetimin helâkı şu üçtedir: Asabiyye&#8230; Kaderiye&#8230; birde kitab ve sünnete dayanmayan (boş) rivayet.</p>
<p>Hz. Muhammed<span id="more-5635"></span></p>
<p>&#8220;Hakkın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür.&#8221;</p>
<p>Muhiddin Arabi</p>
<p>&#8220;Müslümanı terk onun kanını akıtmak gibidir.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8221; Yapılan en kolay iş, havanda su dövmektir.&#8221;</p>
<p>A.F.Y</p>
<p>&#8220;Bir şeye halâ inanmakla, yeniden inanmaya başlamak arasında çok büyük bir fark vardır.&#8221;</p>
<p>W.H. Auden</p>
<p>&#8220;Peşin fikirler, muhakemesiz hükümlerdir.&#8221;</p>
<p>Voltaire</p>
<p>&#8220;Hakikatte Arş ve Beytullâh, Allah&#8217;ı bilen arifin kalbidir.&#8221;</p>
<p>Muhyiddin Arabi</p>
<p>&#8220;Ey ümmet, sizin için bilmedikleriniz hususunda korkmuyorum, lakin bildiklerinizi nasıl tatbik ediyorsunuz, ona dikkat edin!.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8220;Erkekler kadınlara boyun eğdikleri zaman helak olurlar.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p> &#8220;Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır.</p>
<p>Montaigne</p>
<p>&#8220;Dünden ibret alan, yarını inşa etmeye başlar.&#8221;</p>
<p>A.F.Y</p>
<p>&#8220;Uhud, şahid ol! şüphesiz senin üzerinde nebi, sıddîk, ve şehid vardır.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p> &#8220;Seven kişi, içindeki eriyiğin sürekli değişmesiyle rengini değiştiren saf beyaz camdan yapılmış bir kase gibi, sevgilinin rengiyle renklenir.&#8221;</p>
<p>Muhiddin Arabi</p>
<p>&#8220;Beni üç yerde anmayın; yemek yerken, hayvan keserken, aksırdığınız zaman.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8220;İnsanın cahil olduğunu bilmesi bilgiye atılmış ilk adımdır.&#8221;</p>
<p>Disraelli</p>
<p>&#8220;İnsanların çoğu kıymetli değerli taşlar gibidir. Tüm güzelliklerinin ve parlaklıklarının meydana çıkması için, daha iyi insanlarla bir araya gelip cilalanmaları gerekir.&#8221;</p>
<p>S. Smiles</p>
<p>&#8220;Günah, başkasının başına da beladır. Onu ayıplarsa, aynı şey kendi başına da gelir, onu gıybet ederek kötülerse bu defa günaha girer, onu hoş karşılarsa bu sefer aynı günaha ortak olmuş olur.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8220;Ölünce melekler onu yolcu eder. Ben de ruhlar içerisinde ona rahmet indiririm&#8230;&#8221;</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/islam-buyuklerinden-guzel-sozler.html" title="mesnevi örnekleri">mesnevi örnekleri</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/islam-buyuklerinden-guzel-sozler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Altan Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/ahmet-altan-sozleri-2.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/ahmet-altan-sozleri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 12:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Altan anlamlı sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Altan güzel sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Altan kendi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=6941</guid>
		<description><![CDATA[Aşk kılıç yarası gibidir, acısı geçer ama mutlaka izi kalır. Para harcamak kültür ister, o da bizimkilerde yok. Almanların Goethe’si, Mozart’ı, Bethoveen’i var. Bizim ise sadece pastırmalı yumurtamız. Alman’dan bir randevu istersin ve o sana ‘Tamam, çarsamba günü saat 8.45’te buluşalım’ der. Türk’ten randevu istersin, ‘Çarşamba günü öğleden sonra tekrar arar mısın?’ diye sorar. Hep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk kılıç yarası gibidir, acısı geçer ama mutlaka izi kalır.</p>
<p>Para harcamak kültür ister, o da bizimkilerde yok. Almanların Goethe’si, Mozart’ı, Bethoveen’i var. Bizim ise sadece pastırmalı yumurtamız.</p>
<p>Alman’dan bir randevu istersin ve o sana ‘Tamam, çarsamba günü saat 8.45’te buluşalım’ der. Türk’ten randevu istersin, ‘Çarşamba günü öğleden sonra tekrar arar mısın?’ diye sorar.<span id="more-6941"></span></p>
<p>Hep “öldürmeyi” amaçlayan kutsallıklar peşinde koştuk, artık bir de “yaşatmayı” amaçlayan kutsallıkların peşinden gidelim bence.</p>
<p>Elin oğlu alay etmez mi? Lozan Antlaşması’yla 4.3 milyon kilometrekarelik toprağı nasıl kaybettiniz’ diye sormaz mı?</p>
<p>Tanrı kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti. Kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.</p>
<p>Yanimda kimse olmadigindan degil yalnizligim, yalniz oldugumu soyleyebilecegim kimse olmadigi icin yalnizim ben.</p>
<p>Ölümü bile ikinci sıraya düşüren bir durumdur aşk.</p>
<p>Meclis bir akşamda bilinen kararları aldı ve ülkeyi değiştirdi. Eğer bu kararlar 15 yıl önce alınmış olaydı 30 bin gencimiz ölmeyecekti. ‘Şimdi birilerinin yürekleri sızlıyor mu?’ diyeceksiniz. Bence sızlamıyor. Her zaman onurdan bahseder bizim ahmaklar. Amerikalı dolar verince kendi gururları nerede kalıyor peki.</p>
<p>Bakın, bir sistem “slogan attı, şaka yaptı” diye çocukları mahkemelere doldurmaya başladığında artık o sistemin sonu gelmiş demektir.Bu saçmalıkların, bu manasız baskıların, bu gereksiz yasakların, bu bunaltıcı ve sıkıcı tabuların miadı doldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/ahmet-altan-sozleri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Imam-i Azam Ebu Hanife Kimdir?</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/imam-i-azam-ebu-hanife-kimdir.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/imam-i-azam-ebu-hanife-kimdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 05:33:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alimler Ve Evliyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Imam-i Azam]]></category>
		<category><![CDATA[Imam-i Azam biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Imam-i Azam hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7108</guid>
		<description><![CDATA[Imam Âzam (büyük Imam) lâkabiyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meshur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fikihta Hanefi mezhebinin imami. Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yilinda dogdu. Numân ve ailesinin Arap olmadigi kesindir; onun Farisi veya Türk oldugu seklinde degisik görüsler vardir. Dedesi Zûta, Teym b. Sa&#8217;lebeogullari kabilesinin âzatlisi olup, Hz. Ali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Imam Âzam (büyük Imam) lâkabiyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meshur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fikihta Hanefi mezhebinin imami.</p>
<p>Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yilinda dogdu. Numân ve ailesinin Arap olmadigi kesindir; onun Farisi veya Türk oldugu seklinde degisik görüsler vardir. Dedesi Zûta, Teym b. Sa&#8217;lebeogullari kabilesinin âzatlisi olup, Hz. Ali zamaninda Kâbil&#8217;den Kûfe&#8217;ye gelerek; orada yerlesti. Zûta&#8217;nin oglu Sâbit de Kûfe&#8217;de ipek ve yün kumas ticaretiyle ugrasti. Islâm&#8217;in hâkim oldugu bir ortamda yetisen Numân b. Sâbit küçük yasta Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i hifzetti. Kirâati, yedi kurrâdan biri olarak taninan Imam Âsim&#8217;dan aldigi rivâyet edilir (Ibn Hacer Heytemî, Hayratu&#8217;l Hisan, 265) Numân gençligini ticaretle geçirdikten sonra Imam Sa&#8217;bî (20/104)&#8217;nin tavsiye ve destegiyle ögrenimine devam etti. Arapça, edebiyat, sarf ve nahiv, siir ögrendi. Yetistigi Kûfe sehri ve bütün Irak bölgesi müslim-gayrimüslim birçok düsüncenin, itikâdi firkalarin bulundugu, itikadla ilgili atesli tartismalarin yapildigi rey ehlinin yerlestigi bir sehirdi. Dindar bir ailede yetisen Ebû Hanife&#8217;nin de bu itikâdi tartismalara zaman zaman katildigi kuvvetle muhtemeldir. Ebû Hanife, Sa&#8217;bî&#8217;nin kendisini ilme tesvikini söyle anlatmaktadir: &#8220;Günün birinde Sa&#8217;bî&#8217;nin yanindan geçiyordum. Beni çagirdi ve bana, &#8216;Nereye devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben de, &#8216;Çarsi pazara&#8217; dedim. O, &#8216;Maksadim o degil, ulemâdan kimin dersine devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben, &#8216;Hiçbirinin&#8217; diye cevap verince Sa&#8217;bî, &#8216;Ilmi ve ulemâ ile görüsmeyi sakin ihmal etme. Ben senin uyanik ve aktif bir genç oldugunu görüyorum&#8217; dedi. Onun bu sözü benim içimde iyi bir etki yapti. Ticareti biraktim, ilim yolunu tuttum. Allah&#8217;in inâyetiyle Sa&#8217;bî&#8217;nin sözünün bana çok faydasi oldu.&#8221; Kendisinin de belirttigi gibi Sa&#8217;bî&#8217;nin bu tavsiyesi onun için bir dönüm noktasi olmustur. Bundan böyle ticaret isini ortagi Hafs b. Abdurrahman&#8217;a devredecek, ara-sira dükkânina ugrayacak, asil isi ilim meclislerine devam etmek olacaktir. O zaman Numan henüz yirmiiki yasindadir (Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanife, Çev.: Osman Keskioglu. Istanbul 1970. 43).<span id="more-7108"></span></p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin yasadigi yer ve çagda itikâdi firkalar çogalmis, bir sürü sapik firkalar ortaya çikmis, Emevi hükümdarlarinin Ehl-i Beyt&#8217;e zulmü devam etmistir. Mantigi çok kuvvetli olan Numân b. Sâbit hiçbir firkaya baglanmadan ilim tahsilini ilerletti ve kelâm ilmine yöneldi. Tartismak (cedel) için sik sik Basra&#8217;ya gitti, ancak kelâm ve cedel&#8217;in din disi oldugunu görerek fikh&#8217;a yöneldi. &#8220;Arkadasini tekfir etmek isteyen ondan önce küfre düser&#8221; diyordu (Hatib el-Bagdâdî, Târihu Bagdâd, XIII, 333). Kendisi bunu söyle anlatir: &#8220;Sahâbi ve tâbiin, bize gelen konulari bizden iyi anladilar. Aralarinda sert münâkasa ve mücâdele olmadi ve onlar fikih meclisleri ile halki fikha tesvik ettiler; fetvâ verdiler, birbirinden fetvâ sordular. Bunu anlayinca ben de münakâsa, cedel ve kelâmi biraktim; selefin yoluna döndüm. Kelâmcilarin selefin yolunda olmadigini; cedelcilerin kalpleri kati, ruhlari kaba, nasslara muhâlefetten çekinmeyen, verâ ve takvâdan uzak kimseler olduklarini gördüm&#8221; (Ibnü&#8217;l Bezzâzi, Menâkîbu Ebî Hanife, I, 111).</p>
<p>Numân, babasiyla onalti yasinda hacca gittiginde ortada tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah Ibn Ömer ile tanisarak onlardan hadis dinledigi, rivâyet edilir (Abnü&#8217;l Esir, Üsdü&#8217;l-Gâbe, III, 133). Kendisi, tâbiînden sayilir ve etbau &#8216;t-tâbiînin büyüklerindendir. Onun, gençliginde çaginin bütün düsünce akimlarini izledigi, ihtilâflari çok iyi tesbit ettigi zikredilmektedir (Sa&#8217;râni, Tabakatü&#8217;l-Kübrâ, I, 52-53). Fikihta karar kilip selefin yolunu izlemeye basladiktan sonra gelenege uyarak kendisine bir üstad âlim seçti. Onsekiz yil Irak&#8217;in büyük fakihi Hammâd b. Ebî Süleyman (ö.120/737)&#8217;in derslerine devam etti. Onun vekîli oldu ve on yillik ögrencilikten sonra kendi kürsüsünü açmak istediyse de, altmis kadar fetvasinin kirkinin Hammâd tarafindan tasvib edildigi ve yirmisinin düzeltildigini görünce bundan vazgeçerek onun ölümüne kadar vekâletinde bulundu. Özellikle o sirada varolan su dört fikhi ögrendi: Istinbat, Hz. Ömer fikhi, Abdullah b. Mes&#8217;ud fikhi, Abdullah b. Abbâs fikhi. Birincisi ser&#8217;i hakikatleri arastirip ortaya koymaya, ikincisi maslahata, üçüncüsü tahrice, dördüncüsü Kur&#8217;ân ilmine dayanan okuldu (Muhammed Ebû Zehra, Islâm&#8217;da Fikhi Mezhepler Târihi, Çev: Abdulkadir Sener, II, i32).</p>
<p>Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa&#8217;bî gibi iki büyük âlimden fikih okudu. Abdullah b. Mes&#8217;ud ve Hz. Ali&#8217;nin fikhina sahip Kadi Sureyh, Alkame b. Kays, Mesruk b. el-Ecda&#8217;in fikhindan faydalandi. Ebû Hanife&#8217;nin fikhinda daha ziyâde Ibrahim en-Nehaî okulunun tesiri görülür. Dehlevî, &#8220;Hanefi fikhinin kaynagi, Ibrahim Nehaî&#8217;nin kavilleridir&#8221; der (Sah Veliyullah Dehlevî, Huccetullah&#8217;il Bâliga, i, 146). Ayrica Ebû Hanife, &#8220;istihsan&#8221; kullanmada tartisilmaz bir ilim elde etmistir. Onun tâcir olarak halkin günlük hayatiyla iç içe olusu ve sik sik ilim merkezlerine seyahat edip birçok âlim ile düsünce alisverisinde bulunmasi, bu alanda sayginligina sebep olmustur. Hac seyahatlerinde tâbiîn âlimlerinin ileri gelenleriyle görüsmüs, ilmî sohbetlerde bulunmus, onlardan hadis dinlemistir. Atâ b. Ebî Rebâh, Atiyye el-Avfi, Abdurrahman b. Hürmüz el-A&#8217;rec, Ikrime, Nâfi&#8217;, Katâde bunlardan bazilaridir (Zehebî, Menâkibu&#8217;l-Imâm Ebi Hanife ve Sahiheyni Ebi Yûsuf ve Muhammed b. el-Hasen, Misir). Kendisi söyle der: &#8220;Hz. Ömer&#8217;in fikhini, Hz. Ali&#8217;nin fikhini, Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;un ve Abdullah Ibn Abbâs&#8217;in fikhini onlarin ashâbindan aldim&#8221; (M. Ebû Zehra, Ebû Hanife, 44).</p>
<p>Ebû Hanife ilimle ugrasirken ticareti de bütünüyle birakmadi. Bu, onun helâl rizik kazanmasini sagladigi gibi, ticarî kazancini ve talebelerinin ihtiyaçlarinin karsilanmasini, bagimsiz bir ilim meclisi kurmasini da sagladi. Ebû Yûsuf&#8217;un parasinin bittigini söylemesine ihtiyaç birakmadan o Ebû Yusuf&#8217;u murâkabe eder, yardimda bulunurdu. Gücü yetmeyen talebelerinin de evlenmesini saglardi (Zehebî, a.g.e, 39). Birçoklari ticarette Ebû Hanife&#8217;yi Ebû Bekir&#8217;e benzetirdi; çünkü o bir mali satin alirken, sattigi zamanki gibi emânet kâidesine uyar, kötü mali üste, iyisini alta koyardi, muhtaç saticiyi sömürmezdi. Bir defasinda bir kadin, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatini sordu. Kadin yüz dirhem istedi. Ebû Hanife, degerinin yüz dirhemden fazla ettigini söyledi. Kadin yüzer yüzer artirarak dört yüze çiktiginda Ebû Hanife, daha fazla edecegini söyleyince kadin, &#8220;Benimle egleniyor musun?&#8221; demisti. Ebû Hanife de, &#8220;Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim&#8221; dedi. Adam çagrildi ve fiyati takdir etti: Ebu Hanife o mali bes yüz dirheme satin aldi. Bu olay o zamandan beri halk arasinda günümüze kadar anlatilarak, ticarette dürüstlüge dâir bir darb-i mesel haline gelmistir.</p>
<p>Ebû Hanife vakar sahibi bir insandi. Tefekkürü çok, konusmasi az, Allah&#8217;in hudûdunu olabildigince gözeten, dünya ehlinden uzak duran, faydasiz ve bos sözlerden hoslanmayan, sorulara az ve öz cevap veren çok zeki bir müctehiddi. Fikhi sistematik hale getirip bütün dünyevî meselelerin leh ve aleyhteki biçimlerini ortaya koyarak ve saglam bir akîde esasi çikararak doktrinini meydana getirmistir. Ebû Hanife&#8217;nin binlerce talebesi olmus, bunlarin kirk kadari müctehid mertebesine ulasmistir (el-Kerderî, Menâkibu&#8217;l-Imâm Ebû Hanife, II, 2i8). Müctehid ögrencilerinden en meshurlari Ebû Yusuf (i58), Muhammed b. Hasan es-Seybânî (i89) Dâvûd et-Tâ; (i65), Esed b. Amr (i90), Hasan b. Ziyâd (204), Kasim b. Maan (i75), Ali b. Mushir (i68), Hibban b. Ali (i7i)&#8217;dir. Ebû Hanife&#8217;nin fikih okulu, talebelerine verdigi dersler ile ondan fetvâ istemeye gelen halk için verdigi fetvâlardan meydana gelmistir. Ders verme usûlü eski filozoflarin diyalektik akademi derslerini andirmaktadir. Bir mesele ortaya atilir; bu, talebeleri tarafindan tartisilir ve herkes görüsünü söyler; en son olarak Imam, delil ve istinbat ile bir karara ulasilmasini saglar ve karari delillerden ayirarak veciz cümleler halinde yazdirirdi. Bu sözleri en yakin müctehid talebeleri tarafindan sonradan mezhebin fikih kaideleri haline getirilirdi. Onun ilim meclisi bir istisâre, bir diyalog merkezi, bir hür düsünce okulu idi. Ebû Hanife&#8217;nin halkin sevgi ve saygisini kazanmasinda; fetvâlarinin her yerde hakli olarak tutulmasinda; ilmi, ihtilaflardan arindirip halka selefin yaptigi gibi bilgi aktarmasi, fitnelere bulasmamasi ve takvasi etkili olmustur. Onun talebelerine verdigi ögütlerde, ilimde hür düsünce ve arastirmanin yollarinin tutulmasi, câhil ve mutaassiplardan uzak durulmasi gibi önemli kayitlar vardir: &#8220;Halka yaklas, fâsiklardan uzaklas. Insanliginda kusur etme, kimseyi küçük görme. Bir meselede görüsünü sorana bilinen görüsü tekrarla ve sonra o meselede su veya bu sekilde baska görüsler de bulundugunu zikret. Halka yumusak davran, bikkinlik gösterme, onlardan biriymissin gibi davran.&#8221; Ebû Hanife kimseye &#8220;benim görüsüm en dogrudur&#8221; demedi; hattâ, kendisinin de bir görüsü oldugunu ama daha iyi bir görüs getirene uyacagini söylerdi. Yine o, talebelerine kendisinden her isittigini yazmamalarini, çünkü yarin görüsünü degistirebilecegini ifade ederdi. Demek ki, hiç bir zaman kendisi mezhebî taassub içinde olmamistir. Aktif bir sekilde olmasa da döneminin siyasî hareketlerine katildi. Hayatinin bir bölümü Emevilerin, bir bölümü Abbâsilerin hâkimiyetinde geçti. Her iki dönemde de siyâsal iktidara karsiydi. Onun siyâsetini ehl-i beyt taraftarligi belirliyordu. Ehl-i beyt&#8217;e büyük muhabbeti vardi. Abbâsîler iktidara geldiklerinde ehl-i beyt&#8217;i gözeteceklerini söylemislerdi. Ancak onlarin iktidara geldikten bir süre sonra ehl-i beyt&#8217;e zulmetmeye devam ettiklerini görünce, onlara da karsi çikti. Derslerinde firsat buldukça iktidari tenkid etti. Her iki siyasal iktidar devrinde de kendisinden süphelenilmis, onu kendi taraflarina çekmek, halk nezdindeki itibarindan yararlanmak için kendisine kadilik görevini teklif etmislerse de o, her iki dönemde de teklifleri reddetmis ve bu sebepten dolayi iskenceye ugramis, hapsedilmistir (Ibnü&#8217;l-Esir, el-Kâmil fi&#8217;t-Târih, V, 559). Imam, takvâsi, firâseti, ilmî dürüstlügü ve görüslerini iktidara karsi kullanmasi ile halkin büyük sevgisini kazandi. Abbâsi yönetimi ile hiçbir zaman uyusmadi, uzlasmadi. Ticaretten kazandigi helâl rizikla ilmini destekledi. Hattâ o, Zeyd b. Ali&#8217;nin imamligina zimnen bey&#8217;at etmisti. Hz. Ali&#8217;nin torunlari, kendisi gibi birer birer isyan edip sehid edilirken Imam Zeyd için Ebû Hanife söyle diyordu: &#8220;Zeyd&#8217;in bu çikisi -Hisâm b. Abdülmelik&#8217;e isyani- Rasûlullah&#8217;in Bedir günündeki çikisina benziyor. &#8221; Ebû Hanîfe&#8217;nin ehl-i beyt imamlari ile olan birlikteligi, Emevi ve Abbâsi yönetimlerine karsi tavri dikkat çekici bir tavirdir. i45 yilinda Hz. Ali (r.a.)&#8217;in torunlarindan Muhammed en-Nefsü&#8217;z Zekiye ile kardesi Ibrahim&#8217;in Abbâsilere isyan etmeleri ve sehîd olmalari karsisinda Ebû Hanife Irak&#8217;ta, Imam Mâlik Medine&#8217;de açikça iktidari telkin etmisler, bu yüzden ikisi de kirbaçlatilmis, iskence görmüs ve hapsedilmislerdir. Ebû Hanife alenen halki ehl-i beyt&#8217;e yardima çagirdigi için hapsedildi ve her gün kirbaçlatildi. Bunun sonucunda yetmis yasinda sehidler gibi öldü. Zehirletildigi de rivâyet edilir (en-Nemeri, el-Intika, 170). Bagdat&#8217;ta, Hayruzan mezarligina defnedildi, cenazesinde binlerce insan hazir bulundu.</p>
<p>Ölümünden sonra ders halkasini Ebû Yusuf sürdürdü. Vefâtindan sonra fetvâlari yazilip, doktrini sistemlestirildi. Hanefilik kanun ve asillariyla Islâm dünyasinin dört bucagina yayilmistir. Mezhebi sistematik hale getiren, Imam Muhammed es-Seybânî&#8217;dir. el-Asl, el-Câmi&#8217;ü&#8217;s Sagir, el-Câmi&#8217;ü&#8217;l-Kebîr, ez-Ziyâdât, es-Siyerü&#8217;l-Kebû&#8217;i yazan odur. Bu kitaplar güvenilir rivâyetler olarak zikredilerek &#8220;Zâhirü&#8217;r Rivâye&#8221; veya &#8220;Mesâilü&#8217;l-Usûl&#8221; adiyla mezhebin ana kaynaklari sayilmistir (Bk. Hanefi mezhebi). Talebelerinin toparladigi &#8220;el-Fikhu&#8217;l Ekber&#8221;, kesin olarak Imam Âzam&#8217;a aittir ve ehli sünnet akidesinin temel kitabidir (Imam Fahrü&#8217;l Islâm Pezdevî, Usûlü&#8217;l-Fikh, I, 8; Ibnü&#8217;n-Nedîm, Kitâbü&#8217;l-Fihrist, I, 204). Ayrica el-Fikhü&#8217;l Ebsât, Kitâbü&#8217;l Alim ve&#8217;l Müteallim, Kitâbü&#8217;r Risâle, el- Vasiyye, el-Kasîdetü&#8217;n Numâniye, Marifetü&#8217;l-Mezâhib, Müsnedü&#8217;l-Imam Ebî Hanife adli eserler de imamdan rivâyet edilmistir. Bunlarin yanisira kaynak ve arastirmalarda nüshalari bulunamayan baska eserlerden de söz edilmistir.</p>
<p>Ebû Hanîfe önceleri Kelâm ilmiyle ugrasmis ve birtakim tartismalara katilmis olmasina ragmen cedelcilerin iddiali üslûbundan uzak kalmistir. Ictihadlarini degerlendirirken kendisi söyle demistir: &#8220;Bu bizim reyimizle vardigimiz bir sonuçtur. Kimseyi reyimize zorlamaz, kimseye &#8216;bunu kabul etmeniz gerekir&#8217; demeyiz. Bizim gücümüz buna yetiyor, bize göre en iyisi budur. Bundan daha iyisini bulan olursa buyursun getirsin onu kabul ederiz&#8221; (Zehebî, a.g.e., 2i). Kendisine tâbi olacak kimselere de su tavsiye ve ikazda bulunmustur: &#8220;Nereden söyledigimizi (verdigimiz hükmün delil ve kaynagini) tetkik edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl olmaz.&#8221; O, bir tek kisi ya da mezhebin Islâm&#8217;i kusatmasinin mümkün olmadigini biliyordu. Ne Ebû Hanife ne baska bir Imam, kendi ictihadi hakkinda böyle bir iddiada bulunmustur. Onlar hep sahih sünnetin asil oldugunu, sahih sünnet ile sözleri çatistigi takdirde sahih sünnet ile amel edilmesi gerektigini ögrenci ve izleyicilerine özenle tavsiye ve ikaz etmislerdir.</p>
<p>Mezhepleri günümüze kâdar varligini sürdüren Ehl-i Sünnet mezheplerinden dördü arasinda ilk tedvin edilen mezhep Hanefi mezhebi olmustur. Irak&#8217;ta dogan bu mezhep hemen hemen bütün Islâm dünyasinda yayildi. Abbâsiler döneminde kadilarin çogu Hanefi idi. Selçuklularin, Harzemsahlarin mezhebi de Hanefilik idi. Osmanli döneminde de resmi mezhep Hanefilik olmustur (Izmirli Ismail Hakki, Yeni Ilm-i Kelâm, Ankara 1981, 127).</p>
<p>Ebû Hanife yetmis yillik ömrünü fetvâ vermek, ders halkasinda talebe yetistirmek, ilmî seyahatlerde bulunmak ve ibadet etmekle geçiren, Islâm âleminin yetistirdigi büyük müctehidlerden biridir. Elli bes defa hacca gittigi nakledilir (Izmirli, I. Hakki, a.g.e. 127). Bu duruma göre o her sene hac yapmistir.</p>
<p>Imâm-i Âzam usûlünü söyle açiklamistir: &#8220;Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den gelen bas üstüne; sahâbeden gelenleri seçer, birini tercih ederiz; fakat toptan terketmeyiz. Bunlardan baskalarina ait olan hüküm ve ictihadlara gelince, biz de onlar gibi ilim adamlariyiz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;in kitabindakini alir kabul ederim. Onda bulamazsam Rasûlullah&#8217;in güvenilir, âlimlerce mâlum ve meshur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashâbindan diledigim kimsenin re&#8217;yini alirim&#8230; Fakat is Ibrâhim, Sâ&#8217;bi, el-Hasen, Atâ&#8230; gibi zevâta gelince ben de onlar gibi ictihad ederim&#8221; (el-Mekkî, Menâkib, I, 74-78; Zehebî, Menâkib, 20-21; M. Ebû-Zehra, Târihü&#8217;l-fikh, II, i6i; A. Emin, Duha&#8217;l Islâm, II, i85 vd).</p>
<p>Imam Muhammed de &#8220;Ilim dört türdür: Allah&#8217;in kitabinda olan ile ona benzeyen, Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in saglam bir senetle nakledilen sünnetinde sâbit olanlar ile ona benzeyenler, Rasûlullah&#8217;in ashâbinin icmâ&#8217;i ile sâbit hükümler ile onlara benzeyenler ve nihâyet Islâm fukahâsinin çogu tarafindan sahih ve güzel oldugu kabul edilenlerle bunlara benzeyenlerdir&#8221; (Ibn Abdilber, el-Câmi&#8217;, II, 26) demistir.</p>
<p>Ebû Hanife&#8217;ye hadis konusunda bir kisim tenkidler yapilagelmistir. Bunlar: Ebû Hanife hadiste zayiftir (Ibn Sa&#8217;d, Tabakatü&#8217;l-Kübra, VI, 368); Re&#8217;yi ile sahih hadisleri reddeder (M. Zâhidü&#8217;l-Kevserî, Te&#8217;nib, 82 vd.); Onun nezdinde sahih olan hadis sayisi onyedi veya elli civarindadir (Ibn Haldûn, Mukaddime, 388,) seklinde özetlenebilir.</p>
<p>Gerçekte, Ebû Hanife, hadis ilminde meshur muhaddisler kadar mütehassis degilse de, &#8220;ictihad sûrâsi&#8221;nda bu konuda kendisine yardimci olan hadis hâfizlari vardir (M. Zâhidü&#8217;l Kevserî, a.g.e., 152). Ictihadinda, bizzat üstadlarindan ögrendigi dörtbin kadar hadis kullanmistir (Mekkî, Menâkib, II, 96). Bazi hadisleri Hz. Peygamber&#8217;e ait olusunda süphe bulundugu, baska bir deyisle hadisin sihhatini tesbit için ileri sürdügü sartlara uymadigi için reddetmistir (Ibn Teymiyye, Raf&#8217;u'l-Melâm, 87 vd.). Yoksa Ebû-Hanife, degil sahih hadisleri reddetmek, mürsel ve zayif hadisleri dahi kiyasa tercih ederek tatbik eylemistir. (Ibn Hazm. el-Ihkâm. 929).</p>
<p>Diger taraftan, Kiyas yüzünden Ebû-Hanife&#8217;ye tenkit yöneltenler haksizlik etmistir. Çünkü sahâbeden beri kiyas tatbik edilmis ve diger imamlar da az veya çok miktarda bu metodu kullanmislardir. Ebû Hanife: i-Kiyasi kâidelestirmis, 2- Sik kullanmis, 3- Henüz vuku bulmamis hâdiselere de tatbik etmistir. (ibn Abdilber, a.g.e., II, 148; Ibnu&#8217;l-Kayyim, Ilâmü&#8217;l-Muvakkim, 1, 77-277, M. Ebû-Zehra, Ebû-Hanife, 324; A. Emin, a.g.e., II, i87).</p>
<p>Yine, &#8220;Istihsan&#8221; metodu basta Sâfii olmak üzere birçok âlim tarafindan agir bir sekilde mahkum edilmis ve bazi kimseler tarafindan da yalniz Ebû Hanife&#8217;ye nisbet edilmistir. Halbuki mesele mukayeseli bir sekilde incelendiginde istihsani reddedenlerle kabul edenlerin buna verdikleri mânânin çok farkli oldugu görülecektir.</p>
<p>Imam Sâfii&#8217;ye göre Istihsan; &#8220;Bir kimsenin keyfine göre bir seyi begenmesi, güzel bulmasidir.&#8221; Bir kölenin bedelini bile tayin edecek olan kimse onun benzerini gözönüne alarak bu isi yapar. Eger benzerine aldirmadan bir deger biçerse, tutarsiz ve haksiz bir is yapmis olur. Allah&#8217;in helâl ve harami ise bundan çok daha önemlidir. Bir kimse haber veya kiyasa istinad etmeden hüküm verirse günahkâr olur (er-Risâle, 507-508). Istihsan ile hükmeden, Allah&#8217;in emir ve nehiyleriyle bunlarin benzerlerini terketmis, kafasina estigi gibi davranmis olur (el-Umm, VII, 267-272).</p>
<p>Ibn Hazm&#8217;da Istihsan, nefsin arzuladigi, begendigi sekilde hükmetmektir (el-Ihkâm, 42). &#8220;Bu bâtildir, çünkü delili yoktur, arzuya tâbi olmaktan ibarettir; arzu ve zevkler ise insandan insana degisir&#8221; (Ibtâlu&#8217;l-Kiyas, 5-6) demistir.</p>
<p>Bu imamlara göre istihsan; Kitab, sünnet, icmâ ve kiyas gibi mûteber delillerden birine degil de nefsin arzusuna dayanan bir istidlal ve hüküm verme yoludur. Halbuki her ne kadar Ebû Hanife&#8217;nin istihsani nasil anladigina dâir sarih bir ifade nakledilmemisse de, onun benimsedigi hüküm ve ictihad usûlünün, yukarida zikredilen mânâlarda bir istihsana uymadigi sâbittir. Kaldi ki onun istihsana göre verdigi hükümlere dayanarak mensuplarinin ortaya koydugu istihsan tarifleri yukaridakilerden tamamen ayridir (Hayreddin Karaman, Islâm Hukukunda Ictihad, s.137).</p>
<p>Istihsanin iki anlami vardir:</p>
<p>i- Ictihad ve re&#8217;yimize birakilmis miktarlarin tayin ve takdirinde re&#8217;yimizi kullanmak; nafaka, tazminat bedeli, yasak ava karsilik kesilecek hayvanin takdirlerinde oldugu gibi.</p>
<p>2- Kiyasi bundan daha kuvvetli bir delil ve delâlete terketmek, Râzî bu ikincisini de ikiye ayirarak genis izah ve misaller veriyor ki bunlardan çikan neticeye göre istihsanin ikinci türü: Nass, icmâ, zaruret veya daha kuvvetli baska bir kiyas sebebiyle kiyasi terketmekten ibaret oluyor.</p>
<p>Bu anlamiyla istihsan hem gayr-i mûteber bir ictihad metodu olmaktan hem de yalniz Ebû Hanife&#8217;ye mahsus bulunmaktan çikmis oluyor. Imam Sâfii, istihsan lâfzini birinci mânâda kullanmistir (el-Mekkî, Menâkib, I, 95). Imam Mâlik, &#8220;Istihsan ilmin onda dokuzudur&#8221; demis ve ictihadinda buna genis bir yer vermistir (Amidî, el-Ihkâm, 242; el-Mekkî, Menâkib, I, 95 vd.).</p>
<p>Imam Ebû Hanife&#8217;nin ictihâdindan bazi örnekler:</p>
<p>1- Ebû Hanife&#8217;ye, Evzâi soruyor:</p>
<p>-Namazda rükûa giderken ve dogrulurken niçin ellerinizi kaldirmiyorsunuz?</p>
<p>-Çünkü Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den bunu yaptigina dâir sahih bir rivâyet gelmemistir.</p>
<p>-Haber nasil sahih olmaz? Bana Zühfi, Sâlim&#8217;den, o babasindan, &#8220;Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in namaza baslarken, rükûa varirken ve dogrulurken ellerini kaldirdigini&#8221; haber verdi.</p>
<p>-Bana da Hammâd, Ibrâhim&#8217;den, o Alkame ve el-Esved&#8217;den, bunlar da Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;dan, &#8220;Rasûlullah&#8217;in yalniz namaza baslarken ellerini kaldirdigini, bir daha da kaldirmadigini&#8221; haber verdi.</p>
<p>-Ben sana Zührî, Sâlim, babasi yoluyla Hz. Peygamber&#8217;den haber veriyorum, sen ise bana, Hammâd ve Ibrâhim haber verdi diyorsun?</p>
<p>-Hammâd b. Ebî Süleyman, Zührî&#8217;den, Ibrâhim de Sâlim&#8217;den daha fakihtir. Ibn Ömer&#8217;in sahâbî olusu ayri bir fazîlettir, ancak fikihta Alkame ondan geri degildir. el-Esved&#8217;in birçok meziyetleri vardir. Abdullah&#8217;a gelince; o Abdullah&#8217;tir!</p>
<p>Bu cevap üzerine Evzâî, susmayi tercih etmistir (Karaman, a.g.e., 138-139).</p>
<p>Bu istinbâtinda Ebû-Hanife, hadise dayanmis, fakat üstadlari oldugu için râvilerini daha yakindan tanidigi bir hadisi digerlerine tercih etmistir.</p>
<p>2- Bir kimse digerine kâri ortak olmak üzere satmasi için bir elbise veya ayni sartla yapip kiraya vermesi için bir ev teslim etmek suretiyle bir &#8220;mudârebe akdi&#8221; yapsa bu akid Ebû Hanife&#8217;ye göre fâsittir. Çünkü sözkonusu akidde meçhul bir bedel karsiliginda bir adam kiralanmis oluyor. Imam-i Âzam&#8217;a göre bu bir ortaklik akdi degil isticâr (kira) akdidir ve sartlarina uygun olmadigi için fâsidtir (Ebû Yusuf, Ihtilâfu Ebî Hanîfe ve Ibn Ebî Leylâ, 30; es-Serahsi, el-Mebsût, XXII, 35 vd.).</p>
<p>Ayni akid, &#8220;müzâraa&#8221; akdine benzetilerek, Ibn Ebî Leylâ tarafindan câiz görülmüstür.</p>
<p>Bu kiyas ictihâdinda iki müctehid, makisûn aleyhleri farkli oldugu için iki ayri hükme varmislardir.</p>
<p>3- Keza bir kimse, digerine mahsulün yarisi, üçte yahut dörtte biri kendisinin olmak üzere arazisini veya hurmaligini teslim etse yani müzâraa veya muamele akdi yapsa, Ebû Hanife&#8217;ye göre bu akidler bâtildir. Çünkü arazinin sahibi adami meçhul bir ücret karsiliginda kiralamistir. Ebû Yusuf&#8217;un rivâyetine göre Imam söyle derdi: &#8220;Tarla veya bahçeden hiçbir sey çikmazsa bu adam bosa çalismis olmayacak mi?&#8221; Ebû Yusuf ve Ibn Ebî Leylâ ise sahâbe görüslerine dayanarak ve mudârabe akdine kiyas ederek bu islemi câiz görmüslerdir (Ebû Yusuf, a.g.e., 4i-42).</p>
<p>4- Yahudi ve hristiyanlar gibi farkli din sâliki gayr-i müslimlerin birinin digerine sâhid veya vâris olmasi, Ebû Hanife&#8217;ye göre câizdir; &#8220;çünkü bütün kâfirler tek bir millet gibidir&#8221;. Halbuki Ibn Ebî Leylâ, onlarin iki ayri din sâliki iki ayri millet olduklarini kabul ederek birinin digerine sâhit ve vâris olmasini câiz görmemistir (Ebû Yusuf, a.g.e., 73).</p>
<p>Imam-i Azam&#8217;in fikih tedvinindeki öncülügü</p>
<p>Islâm ilimlerinde fikhin konularinin düzenli olarak belirlenmesiyle bunlarin kitap, bâb, fasillara ayrilarak yazilmasi Islâm hukukunda çok önemli bir dönüm noktasidir. Imam Muhammed es-Seybânî&#8217;nin telifiyle ortaya çikan bu düzenli metinler (asl), vahyî hükümlerle dinî-dünyevî hayati ince ayrintilariyla içine alan besyüzbin meseleyi hükme baglamistir. Bunlar yazili küllî fikih kâideleri olarak Islâm kültür ve hukukunun vazgeçilmez kaynaklari olmus, yüzyillarca serhleri yapilmistir. Çagdaslarinin Ebû Hanife&#8217;yi asiri rey taraftarligi ile suçlamalari bile daha sonralari onun görüslerinin baska kavramlar adi altinda kabulünü engellememistir. Ebû Hanife&#8217;nin bir diger özelligi, kendisinden öncekilerin nakillerinin yarisini bütün meseleleri yeni bastan edille-i ser&#8217;iyye kaynaklarindan çikarmasidir. Islâm&#8217;in esaslarina uymayan &#8220;haber-i vâhid&#8221;leri reddeder. Ashabin görüsünü birçok müsnedden tercih eder. Tâbiinin görüsünü almak yerine kendi reyini koydu, çünkü o da tâbiîndendi. Ebû Hanife, hilâfet i32 yilinda Abbâsilere geçinceye kadar Irak&#8217;tan Hicâz&#8217;a gitti; orada Mâlik b. Enes (i79) ve Sufyân b. Uyeyne gibi ileri gelen imamlarla görüstü; hacca gelen çesitli merkezlerin âlimleriyle irtibat kurdu, i36 yilinda Abbâsi yöneticisi Ebû Câfer el-Mansur&#8217;un basa geçmesiyle Kûfe&#8217;ye döndü. Ama onu da tasvip etmedi; ehl-i beyt lehine fetvâ verdi (M. Zemahserî, el-Kessâf, ii, 232). Çagdasi Imam Câfer el-Sâdik ile mütâbakati vardir. Iki yil onun meclisinde bulunmus ve, &#8220;bu ikiyil olmasa Numân helâk olurdu&#8221; demistir. Hicrî i50 yilinda vefât ettiginde yakinlarina, &#8220;Halifenin gasbettigi hiçbir yere gömülmemesini&#8221; vasiyet etmistir.</p>
<p>Imâm-i Azam bazi rivâyetlere göre iskence edilirken, zehirlenerek öldürülmüstür. Dâvûd b. el-Vâsitî&#8217;nin nakline göre her gün hapiste ona baskadi olmasi teklifi yapilir, o her defasinda reddeder, böylece sonunda yemegine zehir katilarak sehid edilir. Ibn el-Bezzâzi de Ebû Hanife&#8217;nin hapisten çikip evine döndügünü, ancak devletin onu halkla temastan engelledigini ve evinde gözetim altinda tutuldugunu zikreder (el-Bezzâzi, Menâkibu&#8217;l-Imâmi&#8217;l-A&#8217;zam, II, i5). Ebû Hanife&#8217;nin cenaze namazinda ellibin kisi bulunmus, hattâ halife Ebû Mansur&#8217;un da namaza katildigi söylenmistir.</p>
<p>Çagdaslari içinde degisik okullara mensup Mâlik, Evzâî, Abdullah b. Mübârek, Ibn Cüreyh, Câ&#8217;fer-i Sadik, Vâsil b. Atâ vs. büyük imamlar bulunan Imâm-i Âzam ile büyük Imam Muhammed Bâkir arasinda geçen söyle bir olay anlatilir: Muhammed Bâkir, Ebû Hanife&#8217;ye, &#8220;Dedemin yolunu ve hadislerini kiyasla degistiren sen misin?&#8221; diye sormus; Ebû Hanife, &#8220;Sen, sana lâyik olan bir sekilde yerine otur. Ben de bana lâyik olan sekilde yerime oturayim. Dedeniz Muhammed (s.a.s.)&#8217;e hayatinda sahâbîleri nasil saygi duyuyorlarsa ayni sekilde ben de size saygi besliyorum. Simdi sen bana kadinin mi erkegin mi zayif oldugunu; kadinin mirasta erkege nisbetle hissesini; namazin mi orucun mu efdal oldugunu, idrarin mi meninin mi pis oldugunu söyler misin? &#8221; diye sormus. Imam Bâkir da kadinin mirasta bir hissesi oldugunu; erkekten zayif oldugunu; namazin oruçtan efdal ve idrarin meniden pis oldugunu söyledi. Ebû Hanife ona, &#8220;Kiyas yapsaydim kadin erkekten zayiftir diye ona mirastan iki hisse verir; idrar yapildiktan sonra gusledilmesini, meni çiktiktan sonra sadece abdest alinmasini söylerdim. Kiyasla dedenizin dinini degistirmekten Allah&#8217;a siginirim&#8221; (Muhammed Ebû Zehra, Islâm&#8217;da Fikhi Mezhepler Târihi, II, 66-67).</p>
<p>Ebû Hanife, meseleleri olmus gibi farzederek takdîrî fikih hükümleri ortaya koymus, örfü ve istihsani sik sik kullanmis, ticârî akidlerdeki ictihadlarinda ilk defa ortaya hükümler çikarmistir. Onun en önemli özelliklerinden birisi, sahsi hak ve hürriyetleri savunmasidir. Âkil bir insanin sahsi tasarruflarina hiç kimsenin müdâhale edemeyecegini savunarak fikihta büyük bir reform yapmistir. Âkile ve bâlige bir kizin/kadinin evlenme hususunda velâyetinin kendisine ait oldugunu savunurken babasi dahi olsa, hiç kimsenin sahsi velâyet hakkina müdâhalede bulunamayacagini söylemistir. Kezâ, bunak, sefih ve borçlunun hacredilmesini reddeder. Çogu görüslerinde ve bu hürriyet bahsinde o görüsünü yalniz basina cumhura karsi -hatta Ebû Yusuf da ona muhâlefet eder-durmaktadir. Ona göre velâyet, hürriyeti kisitlar ve zedeler. Genç erkegin nasil hür velâyeti varsa, genç kizin da olmasi gerekir. Maslahat disinda bu mutlâka sarttir. Yine Ebû Hanîfe, mülkiyet ile hürriyeti birbirine baglamis, insanin mülkündeki tasarruf hürriyetini sonuna kadar savunmus ve mahkemenin bu hürriyete müdâhalesinin onu kayit altina almasinin karsisinda yer almistir. Insanin kendi mülkî tasarrufu eger baskasina zarar verici olursa, o zaman bu meselede suurlu bir dinî vicdana basvurur. Çünkü bu gibi meselelerde mahkeme müdâhalesi daha fazla düsmanlik ve çekisme, dinî duygularin zayiflamasina, hattâ fitne ve zulme yol açar. Insanin dinî duygusu zayifladiktan sonra bunu hiçbir sey telâfi edemez, kalp katilasir, dinden uzaklasilir, bugzetme ve düsmanlik yayginlasir, tecâvüz ve çekismeler artar, iyilikler kaybolur, kötülükler ortaya çikar. Iste kisaca, Ebû Hanîfe yöneticilerin zorbaligina karsi kisisel özgürlükleri savunurken, ayni zamanda dinin sivil gelisim tarzini da ilk defa böyle sistemli bir fikihla ortaya koymustur.</p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin bir baska önemli görüsü, Dârü&#8217;l-Harb&#8217;e izinli giren bir müslümanin fâiz almasini câiz görmesidir. Çünkü ona göre orada Islâmî hükümler tatbik edilmediginden, müslümanin düsman rizasiyla onlarin mallarini almasi câizdir. Evzâî bu konuda karsi çikarak, fâizin her yerde her zaman haram oldugunu söylemis, kâfirlerin mal ve canlarinin müslümanlar için haram oldugunu istihrac etmistir. Ebû Yusuf ile Imam Sâfii ve Cumhur da Ebû Hanife&#8217;nin bu görüsüne katilmazlar. Ebû Hanife&#8217;nin temel ilkesi, zarûretin yasak seyleri mübah kilmasi ilkesidir. Zarûret bulununca özel ve istisnâî hallere gerek vardir. Bu bakimdan o bir çok meselede kolaylik getirmistir. Onun Dârü&#8217;l-Islâm&#8217;in Darü&#8217;l-Harb&#8217;e dönüsmesi için getirdigi sartlar da Cumhurun görüsünden farklidir. O, düsman istilasi ile birlikte ayrica Dârü&#8217;l-Harb&#8217;in sirk ahkâmini uygulamasi, baska bir Dârü&#8217;l-Harb&#8217;e bitisik olmasi, o devlette emniyet içinde olan bir müslüman veya zimmî kalmis olmasi halinde oranin Dârü&#8217;l-Harb olmadigini söylemektedir. Cumhur ve Ebû Yusuf ile Imam Muhammed ise, sadece orada küfür ahkâminin uygulanmasini yeterli görmüslerdir (Bk. Dârü&#8217;l-islâm, Darü&#8217;l-Harb.).</p>
<p>Vakif konusunda da Ebû Hanife, mâlikin mülkünde hiçbir kayitla mukayyed olmadigini savunurken, mâlikin kendisinin yaptigi vakifta ne kendisi ne mirasçilari hakkinda lâzim bir vâkif olmamakta, vakif âriyet hükmünde olmaktadir. Yani vâkif, âriyetin câiz oldugu kadar câizdir. Rakabesi vâkfin mülkü hükmünde kalmakla beraber geliri ve hasilati vâkif cihetine sarfolunur. Vâkif, sagliginda vâkiftan dönerse kerahatle beraber bu câizdir. Ebû Hanife bu konuda, Ibn Abbâs&#8217;tan rivâyet edilen hadislere göre hüküm vermistir. O söyle demistir: &#8220;Nisâ sûresi nâzil olup da orada miras hükümleri bildirildikten sonra Rasûlullah&#8217;i söyle derken isittim: &#8220;Allah&#8217;in ferâizinden hapis etmek yoktur. &#8221; Yani mirasçilar mirastan mahrum edilemezler, buyurmustur. Yine Hz. Ömer demistir ki: &#8220;Eger bu vâkfimi Hz. Peygamber&#8217;e anmamis olsaydim, ondan dönerdim.&#8221; Üçüncü delili, mali vâkif ile hapsedip tasarruftan alikoymanin fikih kâidelerine karsi gelmek seklindeki akli delilidir. Mülkiyet tasarruf ve hürriyete baglidir, hürriyeti men eden her türlü tasarruf sarih bir ser&#8217;î nass bulunmadikça bâtil olmaktadir. Birsey bir kimsenin mülküne girdikten sonra onun mülkiyetinden mâliksiz olarak çikmaz.</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/imam-i-azam-ebu-hanife-kimdir.html" title="ebu hanifenin güzel sözleri">ebu hanifenin güzel sözleri</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/imam-i-azam-ebu-hanife-kimdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh Şamil Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/seyh-samil-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/seyh-samil-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:10:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Şamil anlamlı sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Şamil dini sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Şamil güzel sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7064</guid>
		<description><![CDATA[Çarlar Ölecektir, Petrollarınız, Ve Katerınalarınız Gibi Nikola’da Gözleri Arkasında Gidecektir… Fakat Kafkasya Mutlaka Kurtulacak Hür Ve Mesut Olacaktir. Allah, Hak Ve Vatan Uğrunda Çarpışanlara Yardımcı Olsun… Hürriyetimiz, Zulüm Ve Kahrin Döktüğü Kanlarla Kazanılacaktır. Ben Müslümanım, Müslüman Olanlar Kendilerini Esarete Almak İsteyen Zorba Rejimlerle Çarpışmak Mecburiyetindedir. Çarı Büyük Görenler Allah’a Şirk Koşan Kafirlerden Farksızdır. Şehitlerin Ruhları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çarlar Ölecektir, Petrollarınız, Ve Katerınalarınız Gibi Nikola’da Gözleri Arkasında Gidecektir… Fakat Kafkasya Mutlaka Kurtulacak Hür Ve Mesut Olacaktir. Allah, Hak Ve Vatan Uğrunda Çarpışanlara Yardımcı Olsun…</p>
<p>Hürriyetimiz, Zulüm Ve Kahrin Döktüğü Kanlarla Kazanılacaktır.</p>
<p>Ben Müslümanım, Müslüman Olanlar Kendilerini Esarete Almak İsteyen Zorba Rejimlerle Çarpışmak Mecburiyetindedir.</p>
<p>Çarı Büyük Görenler Allah’a Şirk Koşan Kafirlerden Farksızdır.<span id="more-7064"></span></p>
<p>Şehitlerin Ruhları Yeşil Kuş Kanatları İçinde Allah’a Kavuşur.</p>
<p>Ey Dağıstan Ve Çeçenistan Milletleri! Dinleyiniz Beni… Ben Sizleri Para Ve Menfaat için Bu Savaşlara Sürüklemedim. Bu Allah’ın Emridir. Toprağımızı Hürriyetimize Kavuşturmak ülkümüzdür. Bu Emre İtaat Ediniz. Hiç Birimiz Kamasını Kınına Sokmasın. Parolamız Ölünceye Kadar Savaş Olmalıdır.</p>
<p>Söyleyin O Rus Çar’ına; başında bulunduğum bu kahramanların kalplerinde kökleşen zafer imanı,kökünden kazınmadıkça; en genç muhariplerimle, en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kolları kalıncaya kadar bu mübarek vatanı, son dağına,son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiçbir kuvvet men edemeyecektir. Bu uğurda bütün evlad ve ailemi kılıçtan geçirseniz, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar; sizinle yine döğüşeceğim. Son cevabım budur!</p>
<p>Vatan İstilacılarına İsyan Edenlerin Kirik Utangaç Hali, Benim için, İbadetle Olanların Sert Ve Dik Tavırlarından İyidir.</p>
<p>Düşmana Karşı Diri Kedi, Ölmüş Aslandan iyidir.</p>
<p>Savaşımız, Çarların, Ruhani reislerin Ve Eşkiyaların Milletimizden Gaspettikleri Haklarını iade için Sonuna Kadar Devam Edecektir…</p>
<p>Müslümanlığı Ve Vatanınızı Kurtarmak istiyorsanız Bir Tek Yolu Vardır. Düşmanlarınızın Ellerindeki öldürücü Silahları Aleyhinizde Kullanmasına izin Vermeyiniz.</p>
<p>Kafkasyalılar! Senelerden Beri Göğüslemeye Çalıştığımız En Vahim An Gelip Çatmıştır. Yapabileceğimiz Tek iş Düşmanla Fasılasız ve Amansız Çarpışmaktır. Bugüne Kadar Harp Etmek Şeref Ve Vatan Borcu idi. Fakat Bugün Hepimizin üstüne Farz Olmuştur. Kafkasya‘nın Hürriyeti için Son Kurşununa Son Kılıcına Ve Sağlam Kalan Son Bileğe Kadar döğüşmeyen Kafırdır. Küfrün Ve Hiyanetin Cezası Merhametsizce Ve Derhal ölümdür….</p>
<p>Milletim, Siz Allah’a Karşı Çok Günahlarla Suçlusunuz. Siz Dini Ölüme Mahkum Ediyorsunuz. Namazlarınız Oruçlarınız Nafiledir. Dualarınız Allah İle Bir İstihzadır. İbadetleriniz O’nu Oyalamak Arzusundan Başka Bir Şey Değildir. Evet, Namaz Kılın, Oruç Tutun, Fakat Unutmayınız Ki En Büyük İbadet Gazavattır. Ruslar Topraklarımızı çüğniyorlar, Ben Size Ancak Kurtuluşun Savaşta Olduğunu Söylüyorum. Ruslara ÖLÜM!!!..</p>
<p>Sonunu düşünen kahraman olamaz.</p>
<p>Kahrolsun Sefil Esaret! Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm!</p>
<p>Ey ALLAH’ın Makbul Kulları! Ey Vatan Dağlarının Emsalsız Ziyneti Şerefli Muhafızlar! Bu Vatan sizindir, sizin Olacaktır…</p>
<p>Ölümü Sevgili Gibi Kucaklayan Ve Şehitliği Susayan İnsanlara, Esaret Teklif Etmek Çok Boş Ve Gülünçtür…</p>
<p>Vatanin Kurtuluşu Ve istiklal Yolunda Cehd Ve Cenk Gereklidir.</p>
<p>Bizden Torunlarımıza Kalacak En büyük Miras, Hürriyet Uğrunda Savaşmak, Hakkı Yayma Uğrunda Can Vermek Olacaktır. Torunlarımız Hürriyet Ve istiklal Uğruna Yapılan Savaşların Kuyruğu değil, Başı Olmalıdır.</p>
<p>Müslümanlık Esasına Göre Kurulan idare Teşkilatı ile Diktatölrlük BağdaŞamaz.</p>
<p>Maddi Silahlar Yalnız Başına Hiçbir işe Yaramazlar…</p>
<p>Müslümanlar Zulme Dayanan Bir Devletin Esiri Olamaz. Zulüm Sistemi ile Teşkilatlanan Çarlık Rusya’sı da Zulümden VazgeÇmelİ Ya Baş Eğmeli Yada Ortadan Kalkmalıdır.</p>
<p>Bir Naibe Gönül Bağlarken Onda Keramet Aramayınız. Sadece Şeriata Saygı Beslediğini Ve Hak Yolunda Yürüdüğünü Görmek Yeterlidir.</p>
<p>Ölüm Bizi Allah’ımıza KavuŞturan En Ulvi Hadisedir. Dünyaya Geldik Onun Eserlerini Gördük , Onun Emirlerindeki İsabete İnandık, Onun Eserlerine Gönlümüzden Vurulduk. Şimdide Sevine Sevine Ona Kavuşmayı Özlemeliyiz. ölüm Kafirler için Bir Azap Bir ızdıraptı. Müslümanlar için Bir Sürur Ve Sadet Olmalıdır.</p>
<p>Vataniniz için öldürününüz Şehit Olunuz.</p>
<p>Bundan Sonra Onların Mukadderatı çizilmiştir, Onları Yok Edeceğiz, Hiç Bir Kimseye Müsamaha Etmeyeceğiz. Bütün Kafkasya’nın Irmakları Gölleri Ancak Onların Kanları İle Boyandığı Zaman Kurtulmuş Olacağız.</p>
<p>Gönüllerden Kibiri Çıkarmak Yüce Dağları İğne İle Kazımaktan Daha Zordur.</p>
<p>Arkadaşını affet; affettiğini hatırlama ve hatırlatma!</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/seyh-samil-sozleri.html" title="omer alagok">omer alagok</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/seyh-samil-sozleri.html" title="ümmü gülsüm">ümmü gülsüm</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/seyh-samil-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakıp Sabancı Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/sakip-sabanci-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/sakip-sabanci-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:02:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı anlamlı sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı kısa sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7051</guid>
		<description><![CDATA[Karşınızdakilerin “İnsan” olduğunu hiçbirzaman unutmayın! Vicdan Huzuru, başarılı olabilmenin temel şartıdır. İyilikleri unutmayın. İyilikleri karşılıksız bırakmayın. Dünyanın sizin etrafınızda kurulduğunu sanmayın. Sağlıklı olun. Sağlık herşeyin başıdır. Gözünüzü açın. Yaptığınız iş farklı olsun. Borç para vermekte, kefil olmakta dikkatli davranın. Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz. Çıkar uğruna, menfaat bekleyişi içinde, belli kolaylıklardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karşınızdakilerin “İnsan” olduğunu hiçbirzaman unutmayın!</p>
<p>Vicdan Huzuru, başarılı olabilmenin temel şartıdır.</p>
<p>İyilikleri unutmayın. İyilikleri karşılıksız bırakmayın.</p>
<p>Dünyanın sizin etrafınızda kurulduğunu sanmayın.</p>
<p>Sağlıklı olun. Sağlık herşeyin başıdır.</p>
<p>Gözünüzü açın.</p>
<p>Yaptığınız iş farklı olsun.<span id="more-7051"></span></p>
<p>Borç para vermekte, kefil olmakta dikkatli davranın.</p>
<p>Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz.</p>
<p>Çıkar uğruna, menfaat bekleyişi içinde, belli kolaylıklardan veya imkanlardan yararlanmak hesabıyla, uygunsuz kişi veya guruplarla ilişkiye girmeyin.</p>
<p>Hırçın olmayın, hem kendinize hem de başkalarına huzur verin. Hırçınlıklarınızı yenmeye çalışın.</p>
<p>Eşini iyi seçemeyen, işini de iyi seçemez.</p>
<p>Başkasından, özellikle politikacıdan medet, ummayın.</p>
<p>Terfi, ödüllendirme ve cezalandırma, başarıya yol açar.</p>
<p>Hiçbir işi “Kıyısından Köşesinden Tutmayın”. Yapacağınız iş ne ise, küçümsemeden ona sahip çıkın.</p>
<p>Şans, kader ve kısmet, yararlanmasını bilenler için vardır.</p>
<p>Güler yüzlü ve tatlı dilli olun.</p>
<p>Manevi dünyanız zengin olsun. Sonra maddi zenginlik gelir.</p>
<p>Güvenilir insan olun.</p>
<p>İşinizi sevin. İşinize sahip çıkın.</p>
<p>Allah herkese “Bölüşmeyi” nasib etmez. “Bölüşmek” ve “Paylaşmak” kutsal ve keyifli bir iştir. Bölüşmesini bilin. Paylaşmasını becerin.</p>
<p>Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Başarı bir bütündür. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taçlandırsın.</p>
<p>Fikirlerinizden ve değer yargılarınızdan fedakarlık etmeyin. Etmeyin ki önce aileniz ve yanınızda çalışanlar, sonra iş yaptıklarınız ve çevreniz size güvensin.</p>
<p>Yaşamadan ölmeyin. Yaşayarak ölün. Ölümden söz etmek kötü birşey ama, ölüm mukadder son. Her faninin kaderinde var İnsan bu dünyaya bir defa geliyor.</p>
<p>Nasıl bir “Güç” arıyorsunuz? Onu Bilin. Güce sahip olduktan sonra ise onu iyi kullanın.</p>
<p>Birlik ve beraberlik arayışını her işte ve her fırsatta sürdürün.</p>
<p>İnsanların birer “Makina” olmadıklarını bilin.</p>
<p>Adil olun. Her işte, her konuda, her fırsatta ve herkese karşı adil olun.</p>
<p>Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hiçbirzaman havalarda dolaşmayın. Kendinizi kimseden üstün görmeyin.</p>
<p>Hayata uyun.</p>
<p>Aç gözlü olmayın. “Allahıma Şükür” demesini bilin.</p>
<p>Hiç ölmeyecek gibi çalışın. Yarın ölecekmiş gibi hazırlıklı olun.</p>
<p>Dostluğa ve arkadaşlığa önem verin.</p>
<p>Hedefiniz nedir? Onu bilin. Dağılmayın. Lüzumsuz şeylerle uğraşmayın.</p>
<p>Düzenli bir yaşamınız olsun.</p>
<p>Bilgili olun.</p>
<p>Risk almayı bilin. Cesur olun.</p>
<p>Hangi işi yapacaksanız, o işi en iyi bilenler ile işbirliği yapın.</p>
<p>Müesseseleşin.</p>
<p>Tasarrufa önem verin. Tasarruf yatırım demektir.</p>
<p>İyiyi yüreklendirin, alkış verin. Kötüyü ayıplayın, ceza verin.</p>
<p>Kim akıllı üretir ise onun yanında olun. Kim akılsız tüketir ise ondan uzak durun.</p>
<p>Karınıza ve çocuklarınıza vakit ayırın. Ne kadar yoğun proğramınız olursa olsun, karınıza ve çocuklarınıza zaman ayırmalısınız. Bu bir zorunluluk değil bir zevktir.</p>
<p>İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte çalışacağınız kişileri ve ortaklarınızı seçerken dikkatli olun. Arkadaşlıklarınızı ve dostluklarınızı iyi kurun.</p>
<p>Kişisel çıkar uğruna, geçici kazanç için kimseyi satmayın.</p>
<p>Şeyh uçmaz. Onu müridleri uçurur. Başarıyı yakalamak, başarıyı sürdürmek, başarıyı ileriye ***ürmek isteyenler ayaklarını yerden kesmemeye, uçmamaya özen gösterirler. Çünkü uçan hiçbir şey havada kalmaz.</p>
<p>Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız olsun. İnsan sevdikçe ve sevildikçe mutlu olur.</p>
<p>İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olurmuş. Son nefesinizde yapamadığınız şeyler için üzüntü duyun.</p>
<p>Gardaşım, Benim Bu Hökümet Yüzünden Iki Milyar Dolarım Getti, Iki Milyar Dolarım! Şindi Deyeceksiğiz Ki; Gözün Doysun Lan! İki Milyarın Da Olmayıvirsin! Ma O Iki Milyar, Yatırımdan, Istihdamdan, Vatandaşa Verilecek Ekmekten Giden Iki Milyar, Benim Cebimden Değil! (1999 Ekonomik Krizi Sırasında Hükümeti Değerlendirirken)</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/sakip-sabanci-sozleri.html" title="sakıp sabancı anlamlı konuşmalar">sakıp sabancı anlamlı konuşmalar</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/sakip-sabanci-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Bilim Adamlarından Düşündüren Sözler</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 13:29:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Edep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[din adamlarından sözler]]></category>
		<category><![CDATA[etkili sözler]]></category>
		<category><![CDATA[islami sözler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=5631</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İnsana birşeyler verebilen, bazı şeyleri alıp götüren konuşma sohbettir.&#8221; A.F.Y &#8220;Senden sana sığınırım.&#8221; Hz. Muhammed &#8220;Bilgiden kanatlar tak, cennete uçmak için.&#8221; Shakespeare &#8220;Başkalarının kusurlarından bahsetmek istediğin vakit, kendi kusurlarını hatırla. O zaman başkalarının kusurlarlarıyla alakadar olmaya hakkın olmadığını anlarsın.&#8221; Hz. Muhammed 475- &#8220;Sonradan özür dilemeyi gerektiren şeyleri yapmaktan kaçınınız.&#8221; Hz. Muhammed 476- &#8220;Herşeyi kendinin başardığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;İnsana birşeyler verebilen, bazı şeyleri alıp götüren konuşma sohbettir.&#8221;</p>
<p>A.F.Y</p>
<p>&#8220;Senden sana sığınırım.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>&#8220;Bilgiden kanatlar tak, cennete uçmak için.&#8221;</p>
<p>Shakespeare<span id="more-5631"></span></p>
<p>&#8220;Başkalarının kusurlarından bahsetmek istediğin vakit, kendi kusurlarını hatırla. O zaman başkalarının kusurlarlarıyla alakadar olmaya hakkın olmadığını anlarsın.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>475- &#8220;Sonradan özür dilemeyi gerektiren şeyleri yapmaktan kaçınınız.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>476- &#8220;Herşeyi kendinin başardığını sananlar küçülür.&#8221;</p>
<p>Abraham Lincoln</p>
<p>477- &#8220;Muhakkak ki Allah; yardımı, ihtiyaca göre, sabrı da musibete göre verir.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>478- &#8220;Ben arıyım diyorsun ama, balın varmı?&#8221;</p>
<p>Pir Sultan Abdal</p>
<p>479- &#8220;Emanete sadakat rızkı, hıyanet de fakirliği celp eder.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>480- &#8220;Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebildiğin kadar yersin&#8230;&#8221;</p>
<p>Mevlâna</p>
<p>481- &#8220;Bir anlık kızgınlığı önlersen, yüz günlük kederden kurtulursun.&#8221;</p>
<p>Çin atasözü</p>
<p>482- &#8220;Kendi veya başkasının yetimini koruyan bir kimse ile ben, cennette şöyle yanyana bulunacağız.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>483- &#8220;Denizi testiye doldursan, alabildiği kadar su alır. Gerisi kalır&#8230;&#8221;</p>
<p>Mevlâna</p>
<p>484- &#8220;Düşüncelerinizden nefret ediyorum fakat o düşünceleri savunma hakkını size kazandırmak için ölmeye hazırım.&#8221;</p>
<p>Voltaire</p>
<p>485- &#8220;Birgün birisiyle dost olduğunuzda, yarın onun bir düşman olabileceğini unutmayın.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>486- &#8220;Büyük balık dipte yüzer.&#8221;</p>
<p>İngiliz atasözü</p>
<p>487- &#8220;Sebat başarının en büyük garantisidir.&#8221;</p>
<p>S.Smiles</p>
<p>488- &#8220;El mevt-ü Hakkın&#8230;&#8221; (ölüm haktır)</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<p>489- &#8220;İşleyen demir ışıldar&#8221;</p>
<p>Atasözü</p>
<p>490- &#8220;Kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, doğduğu yerden izinin kesildiği yere kadar, kendisi için cennette ölçü konulur.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="19 mayıs ile ilgili yazı kısa">19 mayıs ile ilgili yazı kısa</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="basit 19 mayıs ile ilgili resim">basit 19 mayıs ile ilgili resim</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="yakinlik uzaklik">yakinlik uzaklik</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="din adamının edep">din adamının edep</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="intellektual oyunlar boyukler ucun">intellektual oyunlar boyukler ucun</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html" title="söz">söz</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/din-ve-bilim-adamlarindan-dusunduren-sozler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özdemir Asaf Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 19:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Asaf güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Asaf kendi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Asaf söz]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Asafın sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7041</guid>
		<description><![CDATA[Güçlü olmanın türlü yolları vardır, dürüst olmanın bir tek. Bana yalanlar söylese yetinecektim, Ama yalan söyledi. BEKLE Dedi, Bekle dedi gitti Ben beklemedim, o da gelmedi… Ölüm gibi bir şey oldu Ama kimse ölmedi… Beni öyle bir yalana inandır ki, Ömrümce sürsün doğruluğu. Düşkuran”ın adresini istediler benden: Tarih Caddesi, Kahramanlık Yılları Mahallesi, Teknik Gelişim Sokağı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güçlü olmanın türlü yolları vardır, dürüst olmanın bir tek.</p>
<p>Bana yalanlar söylese yetinecektim, Ama yalan söyledi.</p>
<p>BEKLE Dedi, Bekle dedi gitti<br />
Ben beklemedim, o da gelmedi…<br />
Ölüm gibi bir şey oldu<br />
Ama kimse ölmedi…</p>
<p>Beni öyle bir yalana inandır ki, Ömrümce sürsün doğruluğu.<span id="more-7041"></span></p>
<p>Düşkuran”ın adresini istediler benden:<br />
Tarih Caddesi, Kahramanlık Yılları Mahallesi, Teknik Gelişim Sokağı, Konfor Apartımanı, İyi İşler Katı, Güvenç Dairesi.</p>
<p>Sen bana bakma ben senin baktıgın yerde olurum</p>
<p>Bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman sana sesleneceğim.</p>
<p>Benimle ömür geçer mi ki dedim. Senle geçirmeye ömür yeter mi ? dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.</p>
<p>Ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım.</p>
<p>Açlık insanı öldüren, partileri yaşatan bir olaydır.</p>
<p>Büyük işlerin içinde namus aramak yanlıştır.. Namusun içinde büyük işler aramak kadar.</p>
<p>Soru bir: Senin yüz fotoğrafın çekilecek, Yüzünde yüz var mı?<br />
Soru iki: Senin yüz fotoğrafın çekilecek, Sende çekilecek yüz var mı?..</p>
<p>Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın..</p>
<p>Dost gerçekleri.. Düşman işine geleni.. Deli ağzına geleni.. Aşık içinden geçeni söylermiş.</p>
<p>Her korkan kaçmaz. Ama her kaçan, korkaktır.</p>
<p>Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Ve sevecekse sevilen; O hayat herşeye bedeldir.</p>
<p>Rüzgâr yelkensiz de olsa gene rüzgârdır. Ama rüzgârsız yelken bir bezdir.</p>
<p>Ağzında yalan varken konuşma!</p>
<p>Yalnızlık paylaşılmaz paylaşılsaydı yalnızlık olmazdı.</p>
<p>Doğdu,sevinçten ağladılar.Öldü,acıdan ağladılar..O,bu arada yaşadı,hiç düşünmediler.</p>
<p>Dün sabaha karşı kendimle konuştum. Ben hep kendime çıkan bir yokuştum. Yokuşun başında bir düşman vardı. Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.</p>
<p>İki tür nokta var ; biri önüne ve ardına bakar , biri ardına bakmaz ardını noktalar.</p>
<p>Yazarın dilini sevmesi yeter. Şairin dilini sevmesi yetmez, ona saygılı olmalıdır ve de tutkun.</p>
<p>Şu hayvan o kadar vahşî ki.. Onun üstesinden ancak insan gelebilir..</p>
<p>İnsanın yininde “ameliyat” yapmak için onu bayıltmak gerekir.. Ruhunda yapmak için ayıltmak.</p>
<p>Kolay mıdır bir anda herşeyden vazgeçip gitmek, Yoksa herşeye rağmen gitmekten vazgeçip sevmek mi gerek ?</p>
<p>Başarıya erişmiş kişiler neden oluyor?<br />
Başarısız kalmış kişilerden oluyor.<br />
Başarıya erişmiş toplumlar neden oluyor?<br />
Başarısız kalmış kişilerden olmayor.</p>
<p>Öğüt zamanında taze yenmemiş bir ekmeği başkasına bayat yedirme denemesidir.</p>
<p>Bugüne en uzak gün, dün.</p>
<p>Özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük derler.</p>
<p>Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde eksik kaldiklarini hissettin mi paylasamadigin için onunla…</p>
<p>Sevgi’den ad yapılıyor.. Mutlu’dan ad yapılıyor..</p>
<p>Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.</p>
<p>Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.</p>
<p>Tam önüne bakan başını vurur.. Tam havaya bakan ayağını….</p>
<p>Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.</p>
<p>Sevmeyi Bilmiyosan Kullanma O İki Kelimeyi ! “Yani Ne Sen Kirlet Ağzını O Sözle. Ne de O Söz Ağlasın Kimin Eline Düştüm Diye.</p>
<p>Aşk adında ne bir kadın gördüm ne de bir erkek.. Bu korku neden?</p>
<p>Seni bulmaktan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim.</p>
<p>Kadınları sevmek bir kadına haksızlık etmek demektir. Bir kadını sevmek kadınlara haksızlık etmek demektir..</p>
<p>Rüzgar yelkensiz de olsa yine rüzgardır. ama rüzgarsız yelken bir bez parçasıdır.</p>
<p>İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde ise fesat gizlidir.</p>
<p>Bir kez geçer, bir insan bir karşı’ya, Ondan sonra artık herşey karşı’dır.</p>
<p>İyi bir gazete, kendisiyle konuşan ulustur.</p>
<p>Tek kişilik miydi ki bu şehir, sen gidince bomboş kaldı…</p>
<p>Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.</p>
<p>Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı.</p>
<p>İnsanın zamanı varsa, herşeyin gelmesini beklemeye mecburdur. Her şeyi varsa eğer; Zamanın geçemesini beklemeye mahkumdur.</p>
<p>Ölü yaşayanlar yaşayan ölüleri çekemez.</p>
<p>Yanına kadar koştuktan sonra, Bir adım daha atamayacaksan eğer; Oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.</p>
<p>Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır… Harcayacaksın!</p>
<p>Hangi kitabından alıntı,bilemiyorum insanlar gelmeleriyle yalnızlıklarını dagıtanları severler,gitmeleriyle kendilerini yalnız bırakanlara aşık olurlar</p>
<p>Her korkan kaçmaz. Ama her kaçan, korkaktır.</p>
<p>Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.</p>
<p>Sana Gitme Demeyeceğim,Genede Sen Bilirsin ,Yalanlar Istiyorsan Yalanlar Soyleyeyim Ama Incinirsin .</p>
<p>En umutsuz pilot ileriye bakar…Umuda bakmaz.</p>
<p>Biri yükseğe çıkmaya görsün. Herkesde bir analık duyguşu belirir.. Çok çıkma, düşersin dercesine bakarlar. Bunu acınma sanarak inmiş çok kimseler vardır.</p>
<p>Açlık insanı öldüren, partileri yaşatan bir olaydır.</p>
<p>Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir. Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. Yalnız ben biliyorsam bu aşktır. Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.</p>
<p>İnsanlar gelmeleriyle boşluk dolduranları severler, gitmeleriyle boşluk yaratanlara aşık olurlar.</p>
<p>Yaşamak için bırakılmış bir yön baktım, yoktu: Ben direnmek için elimden gelin yaptım.</p>
<p>Sen bana bakma ben senin baktığın yerde olurum.</p>
<p>İnsanı bedenen ameliyat etmek için bayıltmak gerekir, ruhen ameliyat etmek içinse ayıltmak.</p>
<p>Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!.. Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu.</p>
<p>Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş, Sersem. Beni seni beklerken ölmem ki. Beklersem.</p>
<p>Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim.</p>
<p>İnsan parasını kaybedince fakir, özgürlüğünü kaybedince esir, aşkını kaybedince şair olurmuş.</p>
<p>Herkes fazlasıyla sevmiş, Ben eksikleriyle de sevdim oysa.</p>
<p>Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.</p>
<p>Kendi bahçesinde dal olamayanın biri, Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.</p>
<p>Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.</p>
<p>Gelmesen önemli degil, gelsen önemli olurdu.</p>
<p>Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.</p>
<p>Uçmak bilmeyenler, yükselenleri küçülür görür.</p>
<p>Ne para istiyorum ne de pul. Tek bir istediğim var, o da yalansız bir kul.</p>
<p>Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler .</p>
<p>Bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman sana sesleneceğim…</p>
<p>Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.</p>
<p>İnsan mı paraya bağlı, para mı insana bağlı ? Bu, insana bağlı.</p>
<p>Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek.</p>
<p>Bir seni görsün istiyorsan gözüm, bir beni görmeli gözün.</p>
<p>Yolun geleceğini çizdim, geçmiş gibi.</p>
<p>Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.</p>
<p>Ne zaman imkansızı seversen, işte o zaman gerçek seversin.</p>
<p>Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.</p>
<p>Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html" title="neyzen tevfik sozleri">neyzen tevfik sozleri</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html" title="hz ali kelamlari">hz ali kelamlari</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html" title="guzel turkce kisa sözler">guzel turkce kisa sözler</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html" title="hararet nardadir">hararet nardadir</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/ozdemir-asaf-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaşgarlı Mahmut Özlü Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 13:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşgarlı Mahmut anlamlı sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşgarlı Mahmut dini sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşgarlı Mahmut güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşgarlı Mahmut kısa sözleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=6999</guid>
		<description><![CDATA[İşaret Olsa Yol Şaşırılmaz, Bilgi Olsa Söz Saptırılmaz. İyi Adamın Kemikleri Erir, Adı Kalır. İnsan Şişirilmiş Tulum Gibidir, Ağzı Açılınca Söner. Deve Yükü Aş Olsa, Aça Az Görünür. Tay At Olunca At Dinlenir, Çocuk Adam Olunca Ata Dinlenir. Dil Ile Düğümlenen, Diş Ile Çözülmez. Aslan Kocayınca Sıçan Deliği Bekler. Onlara Tanrı Türk Adını Verdi Ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşaret Olsa Yol Şaşırılmaz, Bilgi Olsa Söz Saptırılmaz.</p>
<p>İyi Adamın Kemikleri Erir, Adı Kalır.</p>
<p>İnsan Şişirilmiş Tulum Gibidir, Ağzı Açılınca Söner.</p>
<p>Deve Yükü Aş Olsa, Aça Az Görünür.</p>
<p>Tay At Olunca At Dinlenir, Çocuk Adam Olunca Ata Dinlenir.</p>
<p>Dil Ile Düğümlenen, Diş Ile Çözülmez.</p>
<p>Aslan Kocayınca Sıçan Deliği Bekler.<span id="more-6999"></span></p>
<p>Onlara Tanrı Türk Adını Verdi Ve Onları Yeryüzüne Hakim Kıldı.</p>
<p>Bir Karga Ile Kış Gelmez.</p>
<p>Irak Yerin Haberini Kervan Getirir.</p>
<p>Çifte Kılıç Kına Sığmaz.</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html" title="19 mayıs la ilgili resimler">19 mayıs la ilgili resimler</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html" title="hayvanların ruhu varmıdır">hayvanların ruhu varmıdır</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html" title="kina icin güzel ve dini siirler">kina icin güzel ve dini siirler</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/kasgarli-mahmut-ozlu-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmed Ziyaüddin-i Gümüshanevi Hayatı</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 15:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alimler Ve Evliyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Ziyaüddin-i hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[evliya Ahmed Ziyaüddin-i]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüshanevi evliya]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüshanevi hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüshanevi kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7252</guid>
		<description><![CDATA[Beynelmilel şöhrete sahip, nâdirü’l-emsâl, meşhur bir İslam âlimi, gerçek bir âbid ve zâhid, cihâd-ı ekberi ve cihâd-ı küffârı bihakkın eda etmiş örnek bir mücâhid, turuk-ı aliyyemiz silsilelerinde kendi adına özel bir şube teşkil edecek kadar ileri mertebede bir şeyhler şeyhi, aşkın en yüksek tasavvufî makam olduğuna dair bir eser yazmış olmasına rağmen, şöhret ve şatafata [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beynelmilel şöhrete sahip, nâdirü’l-emsâl, meşhur bir İslam âlimi, gerçek bir âbid ve zâhid, cihâd-ı ekberi ve cihâd-ı küffârı bihakkın eda etmiş örnek bir mücâhid, turuk-ı aliyyemiz silsilelerinde kendi adına özel bir şube teşkil edecek kadar ileri mertebede bir şeyhler şeyhi, aşkın en yüksek tasavvufî makam olduğuna dair bir eser yazmış olmasına rağmen, şöhret ve şatafata kapılmamış, ilm-i zâhiri ve ilm-i bâtını, tasavvufu, tarikatı ve şeriatı beraber götürmüş, ehl- i sahh ve ehl-i temkinden, çok ciddi ve çok vakur bir ârif-i kâmil; yüzden fazla kâmil mürebbî ve halîfe yetiştirmiş bir mürşid-i kâmil ve mükemmil, nice nice hadis, kelam, fıkıh ve tasavvuf eseri yazmış çok velud bir müellif; muhaddis, mütekellim, fakih, kutbü’l-aktâb, gavsü’l-vâsılîn” Ahmed b. Mustafa b. Abdurrahman el-Gümüşhânevî 1228/1813 senesinde Gümüşhane’nin Emirler Mahallesinde dünyaya gelmiştir.<span id="more-7252"></span></p>
<p>Ondokuzuncu yüzyıl gibi Osmanlı Devleti’nin çalkantılı, buhranlı bir devrinde yaşamış olan Gümüşhânevî hazretleri; tarikat anlayışı, tekkesi, irşad hususiyeti, bir milyondan fazla müridi, padişahlar nezdindeki nüfûzu, tasavvuf, fıkıh ve hadise dair eserleri ve dünyanın çeşitli bölgelerine gönderdiği yüz on altı halifesiyle günümüzde de halen canlılığını m uhafaza eden bir tesir ve şöhrete sahiptir.</p>
<p>YETİŞMESİ</p>
<p>Gümüşhânevî (k.s.)’nin çocukluğundan beri ilim tahsiline ayrı bir merak ve kaabiliyeti vardır. Beş yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeder, sekiz yaşına geldiğinde ise Kasâid, Delâil-i Hayrât ve Hizb-i A’zâm adlı eserleri hatmedip icâzet alır.</p>
<p>On yaşlarına geldiğinde ailesiyle birlikte Trabzon’a göç eder. Ağabeyinin askere gitmesiyle yalnız kalan babasına işyerinde yardım etmektedir ama bir taraftan da o yörenin âlimlerinden sarf, nahiv ve fıkıh dersleri almaya başlar. Hem ilim tahsili hem ticari işler altında ezilmesinden endişe eden babası, ağabeyi askerden gelince onu İstanbul’a Dârü’l-Ulûm’a göndermeye söz verir. O da bunun sevinciyle bir taraftan derslerine devam eder; hıfzını tamamlar, bir taraftan da eli ile ördüğü para keselerini satarak ileride ihtiyacı olacak parayı biriktirmeye başlar. Düşündüğü, hayal ettiği ve en çok arzuladığı şey ise mâsivâdan soyutladığı bedenini yalnızca ilim tahsiline hasretmektir.</p>
<p>İLİM TAHSÎLİ</p>
<p>Onsekiz yaşlarına geldiğinde ticari alış-veriş için amcasıyla İstanbul’a gelir. Babasının verilmiş bir sözü vardır, ağabeyi de askerden dönmüştür. Bunları göz önünde bulunduran genç Ahmed, gerekli malzemeleri satın alıp amcasına teslim ettikten sonra Trabzon’a onunla dönmeyeceğin i , ilim tahsili için artık İstanbul’da kalmaya karar verdiğini uygun bir dille anlatır. İhtiyaçları için biriktirdiği bir miktar parayı da kendisine hiç pay ayırmadan babasına gönderir.</p>
<p>“Yardımcı ve dost olarak Allah bana yeter” diyerek İstanbul’da hiç bir tanıdığı, yanında da tek kuruş parası olmadığı halde Rabbi’ne tam bir teslimiyet ve tevekkül duygusu içinde Bayezid Medresesi’nde yapayalnız kalır. Burada bir velînin mânevî murakabesinde Hikmet, Ahbâr, Tasavvuf ve Fen gibi aklî-naklî ilimleri tahsil ed e r. Bu zâtın vefatının ardından Mahmutpaşa Medresesi’nde bir hücreye yerleşerek kendisini ilme verir.</p>
<p>Çocukluğundan beri hep Şeyh Salim, Şeyh Ömer el-Bağdâdî, Şeyh Ali el-Vefâî ve Şeyh Ali gibi şeyhlerin dizi dibinde olan Gümüşhânevî (k.s.), mânevî bir olgunluk içerisindedir. Bir gece Süleymaniye Camii ile ilgili dehşetli ama bazı mânevî müjdelere de işaret eden bir rüya görür. Bu rüya Süleymaniye menşeli Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî (k.s.)’nin yine Süleymaniye menşeli Ahmed b. Süleyman el-Ervâdî’yi O’nun irşâdı ile görevlendirmesi ve nihayet kendi türbesinin de Süleymaniye Camii Şerîfi avlusunda bulunmasıyla geniş tabirini bulmaktadır. Mahmud Paşa Medresesi’nde Abdülaziz, Abdülmecid ve II. Abdülhamid’in hocası Abdullah el-Mekkî el-Erzincanî’nin halifesi ve d a ha sonra kendisine intisap eden Şehri Hafız Muhammed Emir el-İstanbulî ile Erzincan’lı Nakşî Şeyhi Kürd Hoca namıyla bilinen Abdurrahman el-Harpûtî’den ders okumuştur. Bu hocaların rahle-i tedrisinde ikmâl-i nüsah ederek İstanbul’daki onüç yıllık tahsil h a yatı sonunda 1844’de icâzet almıştır.</p>
<p>Şer’î ve zâhirî ilimleri, padişah ve saray hocalarının rahle-i tedrîsinde tamamlayan, icâzet almadan önce ardadaşlarına ders verebilecek kadar başarılı olan Gümüşhânevî (k.s.), icâzet aldıktan sonra Bayezid ve Mahmud Paşa Medreselerinde müderrisliğe başlar. Bir yandan geceli gündüzlü otuz yıl sürecek olan ilmî eserler tertip ve te’lîfine çalışırken bir yandan da gittikçe ders halkasını genişletir.</p>
<p>TASAVVUFA İNTİSÂBI</p>
<p>Gümüşhânevî (k.s.), şer’î ilimlerde zirvede iken, bâtınını teslim edip, gönül bağlayabileceği, kâmil bir mürşid arayışı içine girmiştir. Bu sıralarda 1845’de İstanbul’a gelip yerleşen ve Üsküdar Alaca Minare Tekkesi’nde tarîkat neşrine çalışan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.)’nin İstanbul halifelerinden Ab d ülfettah el-Ukarî (1281/1864) ile bir sohbet meclisinde tanışır. Kendisine intisap etmek isteyen Gümüşhânevî (k.s.)’nin bu arzusunu ileride gelecek olan bir zâtın buna izinli olduğunu söyleyerek kabul etmez.</p>
<p>Nihayet bir gün Abdülfettah Efendi’nin bulunduğu tekkede kendisi için önceden tayin edilmiş ve yalnızca kendisinin mânevî irşadıyla görevli olarak İstanbul’a gönderilmiş bulunan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.)’nin bir başka halifesi Trablus Şam Müftüsü diye anılan Ahmed b. Süleyman el-Ervâdî ile karşıl a şır ve O’na intisap eder. O’nun mânevî murakabesi altında seyr-u sülûkunu tamamlar.</p>
<p>İki yıl aralıkla iki defa halvete giren Gümüşhânevî, ikinci halveti müteakip 1848’de şeyhi Ervâdî’den Nakşbendiyye, Kâdiriyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Sühreverdiyye, Şâzeliyye, Desûkiyye, Halvetiyye, Müceddidiyye, Mazhariyye, Rifâiyye, Hâlidiyye tarikatlarından hilâfet-i tâmme ile icâzet alır. Bu ledün ilmi alış verişi onaltı yıl sürer. Kendileri artık mânevî ilimlerin de bir kutbu olmuştur.</p>
<p>Pek çok meşayıhın mânevî bir işaretle varlığını öğrendikleri mürşidlerini arayıp bulmak için diyar diyar gezdikleri ve uzun yolculuklar yaptıkları bilinir. Gümüşhânevî hazretlerinde ise tamamen farklı bir durum sözkonusudur. Şems-i Tebrîzî’nin Mevlânâ’yı arayıp bulmasında olduğu gibi E rvâdî (k.s.)’nin de Şam’dan İstanbul’a kadar gelerek Gümüşhânevî’yi irşâd etmesi O’nun ileride Hâlidiyye Tarîkatı içindeki yerinin büyüklüğüne işaret etmektedir.</p>
<p>Ervâdî hazretleri, 1858 senesinde Şam’da vefat eder. Şeyhinin tavsiyesi üzerine Gümüşhânevî, O’nun vefatından sonra Abdülfettah Efendi’yi sohbet şeyhi ittihaz eder. Bu bağlılığını kendisi Cağaloğlu’nda, Ukarî (k.s.) de Üsküdar’da olduğu halde haftada bir defa karşılıklı ziyeretlerle devam ettirir. Gümüşhânevî, Hâlidî âdâbına riayet ederek, bu z â tın vefatına kadar müstakil hareket etmekten sakınmış ve böylece Mevlânâ Hâlid (k.s.)’in İstanbul halifelerinde bulunmasını istediği en kıdemli halifeye uygun hareket etme esasına riayet etmiştir.</p>
<p>1864’de Abdülfettah Efendi’nin vefatına kadar tarîkat neşrinden daha çok ilmî çalışmalarda bulunmuş, bütün te’lifâtını bu tarihe kadar tamamlamıştır.</p>
<p>1864’de başladığı haftalık sohbetlerde Râmûzü’l-Ehâdîs’in şerhedilmesi ve yorumlandırılması ile Levâmiu’l-Ukûl adlı eserini meydana getirmiştir. On altı yıl müridlerine Nakşbendiyye ve Hâlidiyye usûlü zikir tâlim etmiş ve Hatme-i Hace zikri icra eylemiştir.</p>
<p>Bu dönemden sonra artık irşad faaliyetlerine de hız vermiş, pek çok talebe yetiştirmiştir. İsimleri bir icâzetnâme hacmine sığmayacak kadar çok olan eserin kendisi tedkik ve mütâlaa ettiği gibi bazı talebelerine de bu eserlerin tamamından icâzet vermiştir.</p>
<p>O’nun bu ilmî seviyeye gelmesinde etkili olan hocalarından Şehri Hafız Muhammed Emin el-İstanbulî ilk önce Abdullah-ı Mekkî (k.s.)’den hilâfet aldığı halde daha sonradan Ervâdî (k.s.)’den Hâlidî Tarîkatı üzere irşad icâzeti alan talebesi Gümüşhânevî (k.s.)’ye intisab etmiştir. Hocalarından bir diğeri de belirtildiği gibi Kürd Hoca diye meşhur olan Abdurrahman el-Harpûtî’dir.</p>
<p>TEKKESİ</p>
<p>Tarikat neşrine başlad ığında önceleri tekkeye fazla rağbet etmeyen Gümüşhânevî, Mahmud Paşa Medresesi’ndeki hücresi ile iktifa etmiştir. Burası sayıları zamanla artan müridlerinin ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelince ibadete kapalı ve metruk bulunan Fatma Sultan Câmii tekk e ittihaz edilmiştir. Halîfelerinden Kastamonu’lu Hasan Hilmi Efendi’nin gayretleriyle beş vakit ibadete açık hale getirilen bu caminin bitişiğine Gümüşhânevî (k.s.) tarafından onaltı odalı bir ev ile bir de tekke yaptırılıp vakfedilmiştir. Ev ve tekke yapımından sonra Şeyh hazretleri buraya taşınmış, bu cami ve müştemilatı zamanla “Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi” diye şöhret bulmuştur.</p>
<p>Gümüşhânevî’nin tarîkat ve tasavvuf anlayışında ferdî planda kâmil insanlar yetiştirme hedefi gözetilirken, ictimâî hayatın da asla ihmal edilmediğini görüyoruz. Esasen O’nun tarikat faaliyeti ve tasavvufî eğitimle ulaşmak istediği asıl hedef fikriyle, îmanıyla, ahlâkıyla kemâle ermiş, şuurlu müslümanların oluşturduğu ideal bir toplum ortaya çıkarmaktır. O’nun Bâb-ı Alî’nin ta m karşısında yer alan, metruk bir camiyi ihyâ ederek, idare merkezine böyle yakın bir yeri tekke olarak seçmesi bu anlayışın bir tezâhürüdür. Toplumun istikametini tayin etmek, büyük ölçüde idarenin insiyatifini ele geçirmeye bağlıdır. Gümüşhânevî hazretleri de ehemmiyetli bir mevkiyi tekke olarak seçmiş, devlet idaresine yön verici bir irşad siyaseti ile hareket etmiştir.</p>
<p>Kendi zamanında hem bir tekke, hem de bir “dârü’l-hadîs” hüviyeti kazanan dergahına Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid ve daha bir çok devlet adamının zaman zaman gelerek sohbet ve derslerine iştirak etmeleri, müridleri arasında Arap Mehmed Ağa, Erkân-ı Harb livalarından Münib Bey, saray doktorlarından Emin Paşa, Reîsü’l-Ulemâ Tikveş’li Yusuf Ziyâeddin Efendi gibi zatların yer alması, O’nun ne derece etkili ve hürmet edilip sözü dinlenen bir şahsiyet olduğunu göstermektedir.</p>
<p>II. Abdülhamid ile hususî bir yakınlıklarının bulunduğu özel istişare ve toplantılarının olduğu da bilinmektedir.</p>
<p>Toplumun her türlü ihtiya cına cevap verme gayreti içinde olan Ziyâüddin hazretleri, o devirde yeni kurulmaya başlanan ve faizle çalışan bankalara bir alternatif olarak, müntesiplerinin ellerinde bulunan menkul kıymetleri bir araya getirerek bir yardım ve borç sandığı kurdurmuştur . Atıl vaziyette bulunan bu birikimler toplanarak ortak yardımlaşma ve yatırım amacıyla kullanılacak bir sermaye olmuştur. Kapısında:</p>
<p>“Nakşbendî Dergâhıdır bu makâm-ı dil-küşa</p>
<p>İşte meydân-ı muhabbet gel azîzim merhaba!” yazılı olan“Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi” diye şöhret bulan tekkesi, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra 1942’ye kadar mabed olarak korundu. Anıtlar Yüksek Kurulu’nun, korunması gerekli eski eser kararına rağmen, 1857 senesinde yol yapımı gerekçesiyle yıktırıldı. Bugün sadece minares i nden tuğla enkazı ile; “Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddîn Sokağı” hatıra kaldı. Arsası üzerinde ise, İstanbul Defterdarlığı bulunmaktadır.</p>
<p>CİHÂDI</p>
<p>Kalemi ve kelâmıyla mücâdele veren Gümüşhânevî, yeri gelince kılıca ve silaha sarılmayı da bilmiş 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşlarına iştirak ederek cephede bizzat çarpışmış, gönüllü gittiği bu savaşın kesintiye uğradığı bir ara Of’a gelerek tarikat neşrinde ve irşad hizmetinde bulunmuş, savaş başlar-başlamaz muharebe meydanına tekrar dönmüştür.</p>
<p>Gümüşhâne vî’nin toplum hayatına, insanlara hizmet etmeye, sosyal faaliyetlere bu derece önem vermesi, biraz da müntesibi bulunduğu tarikatın hususiyetinden kaynaklanmaktadır. Nakşbendî Tarikatı, irşad faaliyetinde halkın içine karışmayı ve insanlara hizmeti ön pla n da tutan bir anlayışa sahiptir.</p>
<p>Bu tarikatın en önemli prensiplerinden biri de “halvet der encümen”dir. Bu prensip, toplum içerisinde meşru olan her türlü faaliyete iştirak ederek insanlara hizmet etmeyi, bütün bunları yaparken de kalben daima ALLAH (c.c.) ile beraber olmayı, yani “halvet” şuurunu muhafaza etmeyi ifade eder.</p>
<p>İLMÎ ŞAHSİYETİ</p>
<p>Gümüşhânevî hazretleri, talebelerinden birine verdiği icâzette şunları söylüyor:</p>
<p>-Bu aciz kula Cenâb-ı Hakk ikramlarda bulunmuş, onu itaatlerin en üstünü ile meşgul etmiş ve ibadetlerin en büyüğünde çalıştırmıştır ki o da şerefli ilmi taleb etme işidir. Zira insan Allah Tealâ’nın rızasını istemekte, ihlas sahibi olduğu, çirkin olan gösteriş ve desinlerden uzak bulunduğu zaman, ilâhî emirle mükellef olanlar arasında t emâyüz eder ve şeref kazanır. Aksi halde ilim, sahibine vebal olur.</p>
<p>Kulluk ve yaradılış gayesinin Cenâb-ı Hakk’ın vahdâniyetine ermek olduğunu ifade eden Gümüşhânevî, kişiyi bu gayeye götüren sebeplerin başında ilmi görmektedir. Gerek meşrebi, gerekse tasavvuf ve tarikat anlayışı bakımından ilme ve ilim tahsiline ağırlık verilmesini isteyen Gümüşhânevî’nin eserleri, sohbetleri ve talebelerinin hususiyeti de bunu yansıtmaktadır.</p>
<p>Bütün eserlerini Arapça yazmış olması, Mısır’daki derslerini Arapça takrîri onun yazacak ve okutacak derecede Arapça’ya vukûfiyetinin dolayısıyla ilmî kudretinin delilidir.</p>
<p>Vasiyetlerinde “amelleriniz, tahsiliniz ve ahlakınızla âlim olup, insanlara seviyelerine göre hitap ediniz. Alimlerin zâlim ve inatçılarından olmayınız. Daima müzâkere, Hakk ve hakikati izhar için ilminizi ve araştırmalarınızı artırınız.” diyen Gümüşhânevî (k.s.), bu konudaki hassasiyetini göstermektedir. Kendisi de ilme ve ilmî araştırmalara büyük önem vermiş, ömrünün yirmi sekiz senesini telif hayatına vakfe t miş nice geceleri uykusuz geçirip, durup dinlenmeden çalışmıştır.</p>
<p>Halifelerinden Kastamonu’lu Hasan Hilmi Efendi (k.s.) bir defasında altı ay boyunca geceleri hiç uyumadığını anlatarak şöyle demektedir: “Çok uzun süren bu dönem içerisinde, öğleye az bir zaman kala kıbleye karşı döner, başına bir havlu örterek uyumaya çalışırdı. Böyle yaparken de her defasında çevresindekilere, “öğle ezanına az bir zaman kala beni uyandırın” diye tenbih ettiği halde her defasında kendiliğinden uyandığı için O’nu uyandırmak hiç kimseye nasip olmamıştır. “</p>
<p>Gümüşhânevî (k.s.) tekkesinde kurduğu yardımlaşma ve yatırım sandığında biriken sermaye ile büyükçe bir matbaa satın alarak, ilmî eserlerin ilim erbabına bedelsiz ve hediye usûlü dağıtılarak, ilmin daha verimli ve yaygın hale getirilmesine gayret göstermişti. Aynı sermayeden tahsis edilen beşyüzer altınlık vakıflarla İstanbul, Bayburt, Rize ve Of’ta onsekizbin ciltlik dört ayrı kütüphane tesis edilerek ilmin Anadolu’da da yayılması temin edilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Tekkeler za manın şartları ve imkanları dahilinde ictimâî hayata yön veren çeşitli faaliyetleri tarihin her döneminde gerçekleştirmişlerdir. Ancak Gümüşhâneli Dergâhı’nın toplumun ihtiyaçlarına ve zamanın şartlarına hitap eden böyle verimli bir metodla, ilmî, iktisâd î ve ictimâî gayeleri hedef alan bir usul ile ortaya çıkması takdire şayandır.</p>
<p>İlme ve Sünnet-i Seniyye’ye uymaya ayrı bir önem verdiği görülen Gümüşhânevî’nin ikinci büyük hususiyeti, tekkesinde hadis ilmine ağırlık vermesi ve hadis ilmi ile meşguliyeti tarikatının bir rüknü haline getirmiş olmasıdır.</p>
<p>Alfabetik sıraya göre yazmış olduğu Râmûzü’l-Ehâdîs adlı Hadis kitabından, haftanın iki günü , çoğu defa sorulu-cevaplı ders takrir eden Gümüşhânevî ömrü boyunca yetmiş defa bu usulle Râmûz ’u hatmettirmiş tir. Kendisinden okuyup icâzet alanlar da aynı usule riayet etmişlerdir. Bu silsilenin en son halifelerinden Mehmed Zâhid Kotku (Rh.a) İskender Paşa Camii imamı iken burada Râmûz okutarak, bu geleneği günümüze kadar devam ettirip getirmiştir.</p>
<p>Günümüzde d e Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi Pazar günleri ikindi namazını müteakip İskender Paşa Camii’nde Râmûz sohbetlerine devam etmektedir.</p>
<p>Hadis ilmine yaptığı hizmetlerden dolayı “Muhaddisîn-i Rûm”, “Hâtimetü’l-Muhaddisîn” gibi ünvanlarla da anılan Gümüşhânevî’nin bu gayretleri meyvesini vermiş ve Gümüşhâneli Dergâhı bir Dârü’l-Hadîs hüviyetine bürünmüştür. Bu çalışmalar, Gümüşhâneli Dergâhı’nda icâzet almış, yüzlerce hadis âliminin yetişmesine, bir çoğunun “Huzur Dersleri” mukarrir ve muhataplığına, bazılarının da Safranbolu’lu İsmail Necâti Efendi ve Dağıstan’lı Ömer Ziyâeddin Efendi hazretleri gibi Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi hadis ve hilâfiyyat dersleri müderrisliğine kadar yükselmelerine sebep olmuştur.</p>
<p>ESERLERİ</p>
<p>Hadis öğretimine önem veren, hadîse dair eserler kaleme alan Gümüşhânevî, tasavvuf tarihi içinde köklü bir geleneğin sürdürücülerinden biri olmuştur. Onun bu yönü en azından hadis sahasında verdiği eserlerin hacmi bakımından, seleflerinin çoğundan daha belirgindir.</p>
<p>Hadise dair eserlerin den ilki ve en önemlisi adı geçen Râmûzü’l-Ehâdîs’tir Kendi ifadesiyle az sözle çok mana veren veciz ve alimlerce muteber bir kısım hadisleri bir araya getirip yazdığı bir eserdir.</p>
<p>Levâmiu’l-Ukûl adlı eseri ise Râmûz ’un şerhidir. Bunlar dışında hadisle alakalı Acâibü’n-Nübüvve, Letâifü’l-Hikem, Hadîs-i Erbaîn adlı üç eseri daha vardır.</p>
<p>Gümüşhanevi’nin tasavvufî yorumlarını ihtiva eden hadisle ilgili eserleri ile tasavvuf ve kelâma dâir te’lifâtı dünyanın dört bir yanına dağılarak yakın-uzak bütün bölge ilim adamlarının el kitabı olma hüviyeti kazanabilmiştir.</p>
<p>Tasavvuf konusundaki eserlerinden ikisi daha önce adı geçen Câmiü’l-Usûl, Mecmûatü’l-Ahzâb dışında Rûhu’l-Arifîn gibi tasavvufun inceliklerini ihtiva eden eserleri de mevcuttur.</p>
<p>Ahlak konusunda Necâtü’l-Gâfilîn, Devâü’l-Müslimîn, Netâicü’l-İhlâs adlı eserlerinden başka Gümüşhânevî hazretleri Fıkıh ve Kelam ilmine dair eserler de vermiştir.</p>
<p>TASAVVUFÎ ŞAHSİYETİ</p>
<p>Gümüşhânevî hazretleri, az yemek, az uyumak ve az konuşmak gibi prensipleri içeren z ühd ve takva dolu bir hayatı benimsemişti. Misafirsiz sofraya oturmazdı. Bütün nafile oruçları tutardı. Haftada iki defa müridleriyle topluca Hatme-i Hâce zikri icrâ ederdi. Salı geceleri zikirden sonra yetmiş bin kelime-i tevhid zikri yaptırmayı adet hal i ne getirmişti.</p>
<p>Yazlarını Beykoz’daki Yûşâ tepesinde çadır kurarak geçirirdi. Yine bir yaz günü Yûşâ tepesi’nde yakınlarıyla çadır kurmuş olan Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî (k.s.), elinde eski bir kemanla geçmekte olan bir çalgıcıyı çağırdır. Adam, sizin hocanızla benim ne işim var, gidin işinize, siz keman çaldırıp para vermezsiniz, ben de sizin sözlerinize kulak asıp dediğinizi yapmam, derse de ısrar eder ve huzura getirirler. Gümüşhânevî hazretleri, çalğıcının kulağına gizlice bir şey söyler. Adam bu sö z ler özerine öyle bir cezbeye tutulup bağırır ki etratakiler şaşırıp kalırlar. Çalgıcı, tövbekâr olur. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin kendisinin kulağına neler söylediğini merak edip soranlara uzun süre bir şey söylemez nihayet bir gün:</p>
<p>-&#8221;Ben gen çliğimde bir Bektâşî şeyhine intisap etmiştim, kendisi ehl-i sünnet ve’l-cemaatten idi. Vefat edeceği zaman “seni büyüklerden birine emanet ettim, sakın reddedip perişan olma, âhir ömründe iyi bir insan olursun inşaallah” demişti. Gümüşhaneli Efendimiz de bana “şeyhin seni bana emanet etmişti” demesi ile kendime sahip olamadım, bağırdım ve ellerine kapandım” demiştir.</p>
<p>Nakşbendiyye ve Hâlidiyye usulü gereği halvete çok önem verir, Zilhicce ve Recep aylarında senede iki defa halvete girerdi. Müridlerinden girmek isteyenlere de bu aylarda halvet yaptırırdı.</p>
<p>Yatarken ayak uzatarak uyumayı edebe aykırı saydığı için hiç bir zaman ayak uzatarak uyumamıştır. Bir defasında, hasta yatağında baygın bir şekilde dört büklüm yatan Gümüşhânevî (k.s.)’nin tedavisi için gelen doktor tarafından, ayakları uzatıldığında, kulaklarının ucuna kadar utancından kıpkırmızı kesilmiş, gözlerini hafifçe açarak, “bir de beni Rabbım’ın huzurunda ayak uzatma suçu ile başbaşa bırakmayın” diyerek ayaklarının toplanmasını istemiştir.</p>
<p>Kerâ metleri zâhir olan, Gümüşhânevî hazretleri, ihvânına nasihatlerinde her zaman şunu tekrar ederlermiş:<br />
“Kimsenin sakalına, bıyığına, tarikine, sigarasına karışmayın.”</p>
<p>Müridlerinden iki kişi bir gün yakınlarındaki bir mevlevi tekkesinde ayin seyretmeye karar verirler. Akıllarına Gümüşhane’li hezretlerinin tenbihi gelir ama, nasıl olsa biz kimsenin işine karışmayız, diyerek giderler. Bir ara birisinin gözüne mevlevi şeyhinin gür bıyıkları takılır, gittikçe zıddına gitmeye başlar ve nihayet dayanamaz arkad a şının kulağına eğilerek hafif bir sesle “bu adam kızılbaş mıdır nedir?” der. O anda mevlevî şeyhi sunlara gözlerini öyle bir diker ki az daha sıkıntıdan göğüsleri patlayacak olur. Derhal kendilerini dışarı atar dergahın yolunu tutarlar. Karşılarına çıkan G ümüşhane’li hazretleri:<br />
“Adam öyle bir gözlerini dikti ki&#8230; diker ya&#8230; Ben size demedim mi ki kimsenin âyinine, bıyığına karışmayın diye tekdîr eder ve ruhî inkıbazı da onlardan giderek merhamet buyururlar.</p>
<p>Gümüşhânevî hazretlerinin vefatından hayli seneler sonra son demlerini yaşayan ilim ve irfan sahibi bir zat,<br />
-Derhal kadınlar yanımdan çıksın veya başlarını örtsünler şeyhim Hazret-i Ahmed Ziyâ geliyor demiş ve biraz sonra da:<br />
-Elhamdülillâh şeyhim bana dedi ki: “Cenâb-ı Hak günahlarını bağışladı, bize geliyorsun müjdeler olsun” diyerek ağlamış ve kelime-i şehâdet getirerek emr-i ilâhîye icâbet eylemiştir.</p>
<p>Ne zaman kendi halifelerinden Of’lu Hacı Yusuf Efendi Trabzon’dan istanbul’a doğru gelen vapura binse, dergâhta bulunan Gümüşhânevî hazretleri etrafındakilere:<br />
-“Yusuf’umun kokusu geliyor” buyururlarmış.</p>
<p>Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi anlatıyor:<br />
&#8220;Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddin Hocamız hayatta iken, Medîne-i Münevvere ahalisinden Muhammed isminde bir şahsı rüyasında, “İstanbul’a gel” diye çağırmış. Medîne’li, kendisi arap&#8230; Seyyid, Peygamber Efendimiz’in sülalesinden&#8230; O da atlamış vapura, kalkmış İstanbul’a gelmiş. Bir rüya üzerine, Medîne-i Münevvere’den deniz yoluyla İstanbul’a gelmiş. Ama, adres yok. İşte rüyada “İstanbul’a gel” dedi bir sakallı şahıs, ondan geldi. Çıkmış vapurdan&#8230; Yürürken bir şahıs yanına yanaşmış:<br />
-Sen Medine’li Muhammed filanca mısın?<br />
-Evet!&#8230; demiş.<br />
-Düş peşime!&#8230; demiş.<br />
O önden, bu arkadan bir yere gelmişler. Bir hoca efendinin yanına girmişler. El öpmüş&#8230; Bir de bakmış ki rüyada kendisini İstanbul’a çağıran, gel diyen şahıs. O şahıs demiş ki:<br />
-Yahu burası neresi, bu zât-ı muhterem kim? O şahıs demiş ki:<br />
-Burası Gümüşhane’li Tekkesi&#8230; Bu zât-ı muhterem de, Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretleridir.&#8221;</p>
<p>Bayram ve kandil g ecelerini, müridleriyle birlikte sabahlara kadar zikir, fikir, tekbir, tehlil ve tahmidle geçiren Gümüşhânevî (k.s.) ömrünün son on sekiz yılını bayram günleri hariç oruçlu geçirmiştir.</p>
<p>Lüzumsuz sözlerden hiç hoşlanmaz, boş vakitlerini ve çoğu gecelerini, ilim ile meşgul olarak geçirirdi. Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar ve yatsı namazından sonra mecbur kalmadıkça dünya kelamı konuşmazdı. Kendisine yakın olanlarca rivayet edildiğine göre, yatağa gireceği zaman, mutlaka “Yâ-Sîn” suresini okumayı a det edinmişti. Kendisi okuyamayacak kadar bitkin olduğu zaman birisine okutup dinlerdi.</p>
<p>SEYAHATLERİ VE EVLİLİĞİ</p>
<p>Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretleri, ömründe iki defa hacca gitti. Birinci yolculuğunda İskenderiye ve Mısır’a uğradı. Buradaki enbiyâ ve evliyâ kabirlerini ziyaret etti. Bir buçuk ay süren bu ziyaretinde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin sohbetiyle şereflenenlerden Küçük Aşık Efendi ile sohbette bulunmuşlardır. İlk haccından sonra altmış üç yaşında iken Şeyhü’l-Harem-i Nebevî Mehmed Emin Paşa ’ nın kızı Havva Seher Hanım’la evlenmiştir. Hanımı kendisinden onsekiz sene sonra vefat etmiştir.</p>
<p>İkinci hacc yolculuğuna ailesiyle beraber çıkmış, Mekke ve Medine’de pek çok kişi ile görüşmüştür. Bunlardan bazılarına hadis okutmuş, bazılarına da tarikat telkininde bulunmuştur. Hacc dönüşünde Mısır’a uğramış ve burada üç yıldan fazla kalmıştır. Bu süre zarfında Tanta, Kahire, Nâsıriyye, Câmiu’l-Ezher ve Seyyidinâ Hüseyin câmilerinde Râmûz okutmuş, beş kişiye de tarîkat hilâfeti vermiştir.</p>
<p>ŞEMÂİLİ</p>
<p>Son za manlarında yaşı çok ilerlediği için vücudunda zayıflık hasıl olmuştu. Bir şeye dayanmadan oturamıyor, asasız yürüyemiyordu. Konuşmasını ise ancak sohbetlerine müdavim olanlarla, konuşma tarzına alışık olanlar anlayabiliyordu.</p>
<p>Bütün mecalsizliğine rağmen, gözünden fışkıran feyz nuru, yüzünde parlayan müşâhede-i cemâl tecellîsi müridleri üzerinde aynı şekilde aşk, vecd, ızdırap ve hararet meydana getiriyordu. Ömrünün sonlarına doğru görenlerden nakledildiğine göre şemâili şu şekildeydi:</p>
<p>Dengeli ve uzuna yakın orta boylu, yanakları kırmızı, beyaz yüzlü, orta kısmı hafifçe yüksek çekme burunlu, çatık kaş ve açık alınlı, sağ ve sol gözünün altında birer siyah ben bulunan yuvarlak yüzlü, siyah ve iri gözlü, başı devamlı traşlı ve beyaz sakallı bir zat idi. Başla r ına nakşi tacı ve beyaz imame sarar, cübbe, hırka ve uzun entari giyerlerdi. Ayağında devamlı ayakkabı bulunur, siyah renge hiç rağbet etmezdi. Yazları beyaz, kışları da yeşil renkli elbise giymeyi tercih ederlerdi.</p>
<p>VEFÂTI</p>
<p>Gümüşhânevî hazretleri 7 Zilka de 1311/13 Mayıs 1893 senesinde sabahleyin saat on sularında ansızın gözünü açıp “Hepsini isterim Ya Kibriyâ’!” diyerek dâr-ı bekâya irtihal eylemiştir. Kabri, Süleymaniye Camii avlusunda Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin kıble tarafındadır. Yanlarındaki kabirde zevceleri Havva Seher Hanım yatmaktadır.</p>
<p>HALÎFELERİ</p>
<p>Hâlidiyye’nin Ziyâiyye Kolu’nun pîri ve müessisi olan Gümüşhânevî (k.s.), pek çok eser kaleme alan bir müellif-mutasavvıf olduğu kadar, yüzden fazla kişiye de hilâfet tâcı giydiren bir mürşiddir .</p>
<p>İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, Kazan’dan Komor Adaları’na, Mısır’dan Medine’ye Çin’den Afrika’ya kadar olan geniş bir saha içerisinde ismini, ilmini, tarikatını ve tasavvufî düşüncelerini halîfeleri devam ettirmiştir.</p>
<p>Bir m ilyondan fazla müridi bulunan Gümüşhânevî’nin tesir sahası yalnızca İstanbul’la sınırlı değildi elbette. O, dünyanın çeşitli bölgelerine de halifelerini göndererek etkinliğini artırmış, müslümanların uyanmasına ve İslam’ın ihyasına büyük gayret sarf etmiş ti.</p>
<p>Gümüşhânevî’nin büyük değer verdiği halifelerinden Lüleburgaz’lı Muhammed Eşref Efendi Pekin’e gönderilmiştir. Oradan dönerken Pekin’li müslümanlar II. Abdülhamid adına bir üniversite yaptırmaya başlamışlardır. Bu Hoca Efendi’ye bundan sonra Çin’li Hoc a denmiştir.</p>
<p>Komor Adalarında da faal bir Gümüşhânevî Dergâhı’nın bulunduğu 1976’da İstanbul’da tertip edilen İslam Ülkeleri dışişleri bakanları toplantısına katılan Komor Adaları dışişleri bakanı tarafından Mehmed Zâhid Kotku (Rh.a) hazretleri’ne bildir ilmiştir.</p>
<p>Gümüşhânevî (k.s.) II. Hac yolculuğu dönüşünde Mısır’a uğramış orada üç yıl kalmıştır. Bu müddet zarfında yetiştirdiği kişilerden; Mısır Müftüsü Muhammed b. Salim Tamum el-Menûfî, eş-Şeyh Cevdet, Seyyid Muhammed b. Abdürrahim et-Tantâvî, eş-Şeyh Mustafa b. Yusuf es-Sa’dî, Şeyh Rahmetullah el-Hindî olmak üzere beş kişiye de tarikat hilâfeti vermiştir. Tanta’da halen faal bir Gümüşhaneli Dergâhı bulunmaktadır. Bugün bu vazifeyi ise Ezher Üniversitesi Tefsir Profesörü ve Usulü’d-Dîn Fakültesi Deka n ı olan Cûde Ebu’l-Yezîd el-Mehdî adında bir zat devam ettirmektedir.</p>
<p>Gümüşhânevî’nin halifelerinden Ahmed Ziyâüddîn Efendi , imamlıkta iken yaş haddinden emekli olmuş, Medine’de kırk sene mücavir kalmış, hizmetlerde bulunmuştur.</p>
<p>Zeynullah el-Kazânî, Gü müşhânevî’nin Kazan ve Kafkasya’da tarikat neşrine memur ettiği halifelerindendir.</p>
<p>Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin babası Hasan Hilmi b. Ali el-Kevserî (k.s.) Düzce’de yıllarca Râmûz ve Garâib okutmuştur. Düzce’nin ileri gelenleri tarafından yaptırılan Yeni Cami bitişiğindeki medresede müderris olarak ders okutmakta iken Gümüşhânevî’nin emri üzerine bu medresenin yanına 1892’de bir tekke yaptırdı. 1926’da vefatına kadar otuzbeş sene burada hizmet etti.</p>
<p>Halifelerinden Ünye’li Yusuf Bahri Efendi 1869’da Gümü şhânevî’den icâzet almıştır. Ünye Sadullah Bey Medresesi’nde müderrislik yapmış, 1872’de Ünye Müftülüğü’ne tayin olmuş, hem ilim hem tarikat neşrine çalışmıştır.</p>
<p>Nallıhan’lı Hasan Ziyâüddin Efendi, 1886’da seyr-u sülûkunu tamamlayarak hilâfet icâzeti alm ıştır. Memleketi Nallıhan’a giderek Hacı Mehmed Ağa Medresesi Müderrisliği’ne tayin olmuş, burada bir taraftan ders okuturken bir taraftan tarikat neşrine çalışmıştır.</p>
<p>Ankara’lı Ahmed Hilmi Efendi , Gümüşhânevî’den hilafet aldıktan sonra, İzmit’te Fevziye, Taşçılar Başı ve Yeni Cuma camillerinde ifa ettiği imameti sırasında, haftada iki gün salı ve cuma günleri yatsı namazından sonra Hatme-i Hâce yaptırmıştır. Tarikatı yaymak hususunda büyük gayreti görülmüştür.</p>
<p>Yarım asırdan fazla Tarsus muhitinde ilim, ahlak ve edep dağıttığı söylenen Hamza Efendi de Gümüşhânevî’nin halifelerindendir. 1955’de vefat etmiştir.</p>
<p>Gümüşhânevî hazretlerinin halifelerinden biri de eski Bayramiç Müftüsü Çırpılar’lı Ali Efendi’dir. 1863 yılında doğmuş, Gümüşhâneli Dergâhı’nda yetişmiş, hilâfet almıştır. Köyüne dönerek orada bir cami ile 24 odalı bir medrese inşa ederek tâlim-terbiye, tebliğe ve irşad hizmetlerinde bulunmuştur. 1910’larda açtığı medresesindeki irşad faaliyeti 1924’de medreseler kapatılıncaya kadar sürmüştür.</p>
<p>Gümü şhâneli Dergâhı son şeyhi Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin babası Halil Necati Efendi’yi 17 yaşlarında iken dedesi Molla Abdullah Efendi Çırpılar’lı Ali Efendi’nin bu medresesine getirip yerleştirmiştir.</p>
<p>Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin Büyük Dedesi Molla Abdullah Efendi, Halil Necati Efendi’nin babasını da diğer iki kardeşiyle beraber İstanbul’a getirmiş, Fatih Medreseleri’ne yerleştirmiş ve kendisi de Gümüşhânevî’ye intisab eylemiştir. Gümüşhânevî hazretleri Molla Abdullah Efendi’yi çok severlermiş Hatta bir kere “sen benim oğlum ol” diye teklif ve iltifat eylemiştir.</p>
<p>Molla Abdullah Efendi, Çırpılar’lı Ali Efendi ile karşılaşınca elini öpmeye davranır o da mukabele ederek onun elini öpmeye çalışırmış. Molla Abdullah Efendi’nin küçük kardeşi Molla Hüseyin Efendi de Çırpılarlı Ali Efendi’ye intisap eylemiştir.</p>
<p>Çırpılar’lı Ali Efendi, İstiklal Savaşı sırasında Bayramiç yöresinin Kuvâ-yı Milliye temsilcisi olarak görev yapar. Bir ara Bayramiç Müftülüğü görevinde de bulunan Ali Efendi 1947 yılında 82 yaşlarında iken vefat eder.</p>
<p>Gümüşhânevî’nin halifelerinden biri de Karadeniz Bölgesi’nin irşadı ile görevlendirilen “Şeyh Efendi” diye ma’ruf Osman Niyâzî Efendi’dir (1828/1909).</p>
<p>Nakşî halifesi olarak Varda’ya (bugünkü adı Rize İkizdere’nin Nahiyesi olan Güneyce) dönen Şeyh Efendi, Varda büyük Camii Medresesi Müderrisliği ve caminin imamlığını üstlenir. Burada bir müddet kalır. Ardından Varda’nın Kolekli (Kurtuluş) Mahallesi’ne geçer. Burada bir cami-tekke inşa edilir. 1909 tarihinde vefatına kadar 14 y ıl burada hizmet eder. Gümüşhânevî’nin vakıf kütüphanelerinin mütevelliliğini de yapmış olan Şeyh Osman Niyâzi Efendi, Rize Güneyce’deki bu tekkede, sağlığında kendisinin de kullandığı bir vakıf kütüphane tesis etmiştir.</p>
<p>Bunlardan başka Ziyâiyye’yi kendi beldelerinde neşreden bazı halifelerini de yalnızca isimleriyle anabiliriz. Şam’da Yusuf en-Naşuki (1318/1900), Kırım’da İsmail el-Kırımî, Erzincan’da Hasan el-Erzincanî, Mahmud el-Bosnevî, Adapazarı’nda Mustafa el-Kürdî el-Harputî (1328/1910), Düzce’de H asan Hulusi Efendi, Of’ta Huccetü’s-Sâlikîn müellifi Yusuf Şevki el-Ofî başta gelmektedir.</p>
<p>Hayatı, eserleri, fikirleri, tarikat anlayışı, irşad hizmetleri ve halifeleriyle dünden bugüne etkin bir şahsiyet olan Gümüşhânevî, derin izler bırakmıştır. Halen ülkemiz içinde ve dışında milyonlarca müntesibi bulunmaktadır.</p>
<p>Gümüşhânevî hazretlerini anlatabilmek, okyanusu avuçlayabilmek gibi zor, imkansız. Her yönü ayrı bir makale konusu. Halifelerinin herbiri ayrı bir derya, eserlerinin her biri birer hazine. Der yaya dalabilene, hazineye sahip olabilene ve bu dergaha mensup olabilene ne mutlu!</p>
<p>Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî hazretlerinin Süleymaniye Camii Şerifi avlusunda, Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin, kıble duvarına bitişik, demir parmaklıklarla çevrili makberinin, mezar taşı kitabesi aynen şöyledir:</p>
<p>“Nazar kıl çeşm-i ibretle, makâm-ı ilticâdır bu!<br />
Erenler dergâhı, bâb-ı füyûzât-ı Hüdâ’dır bu!<br />
Ziyâüddîn-i Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne,<br />
Şehir-i şark-u garbın, mürşid-i râh-ı Hudâdır bu!..<br />
Muhakkak ehl-i Hakk ölmez, ebed haydır bil ey zâir!<br />
#9;Saray-ı kalbini pâk eyle, bâb-ı evliyâdır bu!<br />
Şu’a-ı dürr-i vahdet, menba’-ı ilm-i ledünnîdir.<br />
Mükemmel vâris-i şer’-ı Mahmmed Mustafâ’dır bu.<br />
Hilâfet müddetinden, “İrcii” vaktine dek Hakk’a,<br />
Tarîk-i Hâlidî’yi neşr eden, Hakk-reh-nümâdır bu.<br />
Cilâ-yı ruhdur zikri, mürîdana gıdâdır bu!”</p>
<p>Sene 1311, 7 Zilka’de (13 Mayıs 1893, Pazartesi saat: 10.00)</p>
<p>MEKTÛBU</p>
<p>Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretleri Mısır’da ikamet ettikleri sırada halifesi Hasan Hilmi Efendi (k.s.)’nin şahsında bütün müridlerine hitap eden mektubunda şeriat, tarikat, hakikat ve ma’rifetin on makamını, “usûl-i ‘aşere” prensibi içerisinde izah etmektedir.</p>
<p>Tarikattan olan on makam:</p>
<p>1.       Tevbe ve inâbe ile bir şeyh-i kâmilden el almak, teslimiyet ve inkiyad,</p>
<p>2.       Müridlik ve şeyhliğin şartlarını bilip, itirazı terkederek, sohbet ve hizmete devam etmek,</p>
<p>3.       Havf ve reca arasında doğruluk, ihlas ve tevekkül duygusu ile muahedeye riayet etmek, irade ve maksadda müstakim olmak,</p>
<p>4.       Kişiyi bosuna övünmeye sevkeden sü s ve debdebeyi terketmek ve temizliğe dikkat göstermek.</p>
<p>5.       Sıhhat ve tefekkür ile vukûf-ı kalbî, zikr-i dâimî ve rabıtaya devam etmek.</p>
<p>6.       Nefs ve şehveti kırarak, ahlakı güzelleştirmek, çok ibadet ve taatle Allah’a yaklaşmaya çalışmak.</p>
<p>7.       Rahat ve huzur v eren şeylerden uzak bulunarak, seyr-ü sülûk ve uzleti ihtiyar etmek.</p>
<p>8.       Nefs, şeytan, heva ve havatırı yok etmeğe gayret göstermek.</p>
<p>9.       Tevazu, şükür ve kanaata sahip olmak.</p>
<p>10.   Murâkabe, muhâsebe, muâyene, tefekkür ve basîreti elde etmek.</p>
<p>VASİYETLERİ</p>
<p>·         En az on kişi bir araya gelindi mi, akşam ve sabah Hatme-i Hâce icra edilmeli, mümkünse Kur’ân’ın tamamı, üç de biri okunmalı cüz yok ise hatimsiz toplu zikir yapılmalıdır. Daima râbıta ve huzûr me’allah’a riayet ederek, tazarru ve niyazı elden bırakmamalıdı r.</p>
<p>·         Yiyecek ve içecekleri helalinden, huzur, râbıta ve sünnetlerine göre yemeye dikkat etmelidir.</p>
<p>·         Belde ahalisine, ana-babaya, sair dostlara hased ve nizâ edilmemelidir. Çünkü tasavvufun ilk başlangıcı, mahlukâtı incitmekten sakınmaktır.</p>
<p>·         Günlük vird ve zikirleri, aynen yerine getirerek, bilhassa mübarek gün ve geceleri ihyâya gayret etmelidir.</p>
<p>·         Tarikat ehli olan kimse, def’i kabz için evliyâ kabirlerini ziyaret etmeli, üstadının sohbet ve ziyaretine devam etmelidir. Çok zikir ve muhabbet üzere râbıtaya devam etmeli tasavvuf kitaplarını okumalıdır.</p>
<p>·         Uyku ve fetreti uzaklaştırmak için, önce zikir mahallini değiştirmeli, râbıta kurup, üstâdına mektup yazmak suretiyle istiâze ederek, zikirde fütûrun giderilmesine çalışılmalıdır.</p>
<p>·         Musâfaha, cemaat, sabır, şükür ve kanaate devamla, vakitlerin, şehirlerin ve mahlûkatın ihyasına çalışılmalı, ibadetlerde sabr-u sebât gösterilmelidir.</p>
<p>SÖZLERİNDEN</p>
<p>·         Muhabbetin dört çeşidi vardır: Allah’ı sevmek, Allah’ın sevdiklerini sevmek, Allah için sevmek, Allah’la beraber sevebilmek.</p>
<p>·         Aşk, bütün his, irâde ve düşüncelerden sıyrılarak yalnız Allah’a büyük bir iştiyakla yönelmek, mal, evlad, dünya ve her türlü alakadan koparak, Hâlık’a hasret duymaktır.</p>
<p>·         Günahlardan kurtuluşun en sür’atli yolu, muhabbetullah ve cemalullah’a aşk ve şevk ile bağlanmalıdır. Bu ise çok ibadet etmek, istiğfar etmek, ölümü ve cehennem ateşini çok düşünmek, gecelerini ibadetle ihyâ etmek, mahlukâta şefkat göstermek, hüsn-i zan beslemek, şehvet, kin ve kötü fikirlere karşı sabretmekle elde edilir.</p>
<p>·         Sağa-sola bakmak nasıl kalbin gücünü parçalayıp zayıflatıyorsa, gözleri kapamak da, aksine kuvvet ve ferahlık verir.</p>
<p>·         Kim ki gözünü haramdan sakınır, nefsini şehvetten korur, bâtınını murâkabe ile ma’mûr hale getirir ve helal rızıkla beslenirse, firasetinde yanılmaz. Fakat firaset, bedende nefsin hakimiyeti ile değil, Cenâb-ı Hakk’ın nuru ile bakabilme hassasını kazanmakla elde edilen bir haslettir.</p>
<p>·         Tarikatların muhtelif prensipleri, usulleri vardır. Ama bütün tarikatlarda müşterek olan husus, temel esas hizmettir. İnsan hizmet ettikçe himmete mazhar olur, izzet bulur ve saâdet-i dâreyne erer. </p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html" title="hikmetli kalamlar">hikmetli kalamlar</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html" title="gümüshanevi">gümüshanevi</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html" title="dinde icki icen">dinde icki icen</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html" title="resimli sözler facebok">resimli sözler facebok</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/ahmed-ziyauddin-i-gumushanevi-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nihat Genç Sözleri</title>
		<link>http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 06:29:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bugun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç kendi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dinisozler.com/?p=7035</guid>
		<description><![CDATA[Ay yıldızlı bayrağa dokunanlar, hangi yabancı bayrağa güveniyorsa, o bayrağın ülkesine yolculuğa hazırlansın; çünkü bu toprak, tarihin her döneminde, her cins ihaneti tükürdü, kustu, fırlattı ve tekmeleyerek kovdu. Bu ülkede belki namıslu, titremeyen, saklanmayan, kaçmayan, sinmeyen, tırsmayan iş adamı kalmamış olabilir; ama bu ülkede hâlâ yazarlar var. Cesareti şeytan almış götürmüşse, şeytanın bacağını biz kıralım! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ay yıldızlı bayrağa dokunanlar, hangi yabancı bayrağa güveniyorsa, o bayrağın ülkesine yolculuğa hazırlansın; çünkü bu toprak, tarihin her döneminde, her cins ihaneti tükürdü, kustu, fırlattı ve tekmeleyerek kovdu.</p>
<p>Bu ülkede belki namıslu, titremeyen, saklanmayan, kaçmayan, sinmeyen, tırsmayan iş adamı kalmamış olabilir; ama bu ülkede hâlâ yazarlar var.</p>
<p>Cesareti şeytan almış götürmüşse, şeytanın bacağını biz kıralım!<span id="more-7035"></span></p>
<p>Biz türk filmlerindeki tecavüz sahnelerini izleyerek masturbasyon yapmış bir halkın çocuklarıyız, kimse bizden saf ve temiz duygular beklemesin.</p>
<p>Altın yumartlayan tavuktur o, ne derse yapacaksınız.</p>
<p>Dünyada hiçbir etnik tartışmanın “barışçıl” çözümü olmamıştır, ve dünyada etnik siyasetin bütün şekilleri “iç savaş”a sürüklenmiştir.</p>
<p>Bunlar ruhsuz ibne, bunlar milyonluk eşşek.</p>
<p>Ah benim Müslüman kardeşlerim, İngiliz’i gitti ABD’si geldi hiçbir şey değişmedi, ülkemize saldıkları köpek aynı köpek, dünya, demokrasi, teknoloji, hayat değişti, köpekler değişmedi..</p>
<p>Bizler, birazcık ucundan okumaya çalıştık, topraklarımıza ve geçmiş uygarlığımıza aşkla bağlandık. Bilmiyor ki “aşk” kapitalizmle, parayla, topla tüfekle alınmaz.</p>
<p>Benim ancak cesedim susar.</p>
<p>Türkiye entellektüelleri, uzmanları, aydınları, partilileri türkiye’yi yiyorlar. Argo anlamıyla yiyorlar. Yani Türkiye’yi aptallaştırıyorlar. Dönemlere ad verirsiniz. Bu dönem de aptallaştırma dönemi.</p>
<p>İnsanlar tarih boyu yalan söyler. Siyasilerin farkı, siyasiler yalanı çok rahat söyler..</p>
<p>Bugün mal alırken sadece marka alırsınız. Eski pazarlarda mal alırken biraz da insanlık alırdınız..</p>
<p>Kökünde evrensel ahlâk olmayan, insanlık telaşı olmayan eserler beş para etmez..</p>
<p>Bu hukuksuzlukları, rezillikleri suya vuracak, çitileyecek, boyasını çıkartacak tek adam kaldı mı topraklarımızda!</p>
<p>Tek başınasın ne yapacaksın, tek başına yapacaksın.</p>
<p>Bir lafım da size, Avrupa’nın elli yılda çıkarttığı yasaları uyum yasaları başlığı altında beş dakikada meclisten geçiren ‘ileri demokrasi’ aşığı milletvekillerimiz..</p>
<p>Hepimiz bizi öldürecek bir güzelligin esiriyiz!</p>
<p>Türkiye’yi hiçbir dönemde ve seçimde bu kadar tehlikeli bir süreçte görmedim! Ben bunun altından kalkamıyorum..</p>
<p>Bir keskin kalem, bir kırık gözlük, yürekli yiğitlere hatıran olsun.</p>
<p>Tepki milliyetçiliği diye bir şey vardır, kabadayılık, sosyal bozukluktur, ülkesini sevmek başka bir şeydir.</p>
<p>Ne kadar müslümanız?</p>
<p>Bir kozmik odaya girmekle ya da bilmem iki kazı yapmakla bizi teslim alacaklarını, Cumhuriyet’i teslim alacaklarını sanacak kadar, basit, dünyadan habersiz insanlar.</p>
<p>Başka gazeteciler falan rezil olur çok önemli değil, ama “insanlık” rezil oluyor!</p>
<p>Herkes yalan söyler, ama siyasiler yalanı çok rahat söyler ve utanmadan söyler.</p>
<p>Anneler ölmez, hiçbir anne ölmedi diye düşündüm, Kızılay’ın ortasına karşıdan karşıya asılmış, rüzgârlarla dalgalanan büyük Atatürk posterini görünce.</p>
<p>Ölürsek de endişeye mahal yok, çünkü ahirette zaman yok, yakalarına ebediyen yapışacağız.</p>
<p>Hepsini halk biliyor, halkın içine girip kendileri hakkında söylenenleri görsünler.</p>
<p>Kapalı olan her şey tertiptir, plandır, tezgâhtır. Demokrasinin tarifi budur.</p>
<p>Bunları dille kandırmak kolaydır. Bunlara, makarna veren de oy alır, kömür atan da oy alır, merhaba diyen de oy alır.</p>
<p>Nedir bu İstanbul’un sizden çektiği, her tarafı taş beton yaptınız. Binayla, taşla, betonla yapılan bütün projeler geçmiş yüzyılın çılgın projeleriydi!</p>
<p>Bu eksiklik, yalnızlık duygusu, tek başınalık. İşte tam da burası düşüncenin, insanlığın aydınlanma noktası.</p>
<p>Üç günlük dünyada bir kez olsun; meyhane arkadaşlarını, ideolojik ortaklarını karşılarına alamamış bir zavallı sürüsü.</p>
<p>İnsanlığa karşı tek laf edemiyorsan yüzde 47 değil, yüzde 98 olsan ne yazar?! Onur yok, şeref yok.</p>
<p>Her bir söz, kurumuş çiçeklerin çığlığı gibi, damla damla doldurmuş bizi, çiçeğin suyu gözyaşlarımız.</p>
<p>Kendine ilerici diyen, sürekli batıdan örnek veren, yandaş, yalaka insanların hepsine sesleniyorum!</p>
<p>Bireysel sigortalar, sosyal haklar, emekli maaşları, bölgeler arası dengesizlik.. Türkiye’de bu sorunlara talip bir devlet adamı çıkmıyor..</p>
<p>İstifalar için şunu söyleyeceğim; bu saatten sonra askere ‘rütbe’ değil ‘onur’ lazım, biraz geç kaldılar, olsun.</p>
<p>Sofranızdaki çatallar doğduğunuzdan beri biri kebaba biri lokuma çift çift götürüyordu, sırtımıza giren hançerler de aynı alışkanlıktan olsa gerek çift çatallı.</p>
<p>Demokrasinin tavizsiz, vazgeçilmez unsuru sosyal eşitliktir. Sosyal eşitlik ve sosyal haklardan kaynağını alan sosyal politikalardır.</p>
<p>Zengin sofrasında zangoç olmuş yazarlar bunlar.</p>
<b>Gelen Aramalar:</b> <a href="http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html" title="19 mayıs ile ilgili yazı">19 mayıs ile ilgili yazı</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html" title="hazreti mevlana">hazreti mevlana</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html" title="hz muhammedin güzel ahlak ile ilgili şiir">hz muhammedin güzel ahlak ile ilgili şiir</a>,<a href="http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html" title="nihat gencin cok guzel sozleri">nihat gencin cok guzel sozleri</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dinisozler.com/nihat-genc-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

